Tüm dünyada olduğu gibi Covid-19 Amerika'da da işsizliği körüklemiş durumda. Bu durum yaklaşık kırk milyon insanın işsiz kalmasına  ve iflasların ardı ardına gelmesine sebep olmakta. Irkçılık ve sömürgecilik, tarihinin en büyük salgınlarından biriyle aynı döneme rastladı. Protestocular polis teşkilatlarının tamamının kapatılmasını ve yeni bir güvenlik politikasının oluşturulmasını istiyor. Tüm bu süreç kapitalist sistemi sorgulamayı daha da üst seviyelere çıkardı. Sistemi kökünden değiştirir mi şu an için bilinmez. 

George Floyd cinayeti sonrası ABD'den dünyaya yayılan ırkçılık karşıtı hareket olmasaydı belki de yeniden Trump'ın seçileceği düşünülebilirdi. Birkaç ay önce Amerika'da ekonominin fena gitmemesi de sürecin Trump'ın lehine olmasının bir göstergesiydi. Ancak şu an bu durum Trump'ın aleyhine dönmüş durumda. Demokratik partinin adayı Joe Biden, son anketlere bakıldığında önde görülüyor.
Şimdi bir de Biden açısından bakalım. Biden'in USA Today gazetesine yazdığı makalesinde protestocuların talebini reddettiğini okudum. Üstelik polis teşkilatlarının gereken reformu yapabilmeleri için üçyüz milyon dolar ek federal yardım çağrısında bulundu. Buna ek olarak George Floyd'un cenazesine son anda katılmaktan vazgeçerek sadece video kaydı göndermekle yetindi.

Amerika tarihine baktığımızda demokratların ırkçı yasa teklifleri vermiş, savaş yanlısı oy kullanmış, kapitalizme sorunu olmayan bir adayı öne çıkarması bence talihsizlik. Bu dönemde düşman kazanma pahasına net duruş sergileyecek bir adaya ihtiyaç var.

Trump ve Biden... İkisi de kurulu düzenin temsilcisi. İkisinin de seçilmesi durumunda ABD'de köklü bir değişim olmayacak. Değişimin yaşanması için öncelikle merkezdeki iki partinin hegemonyasının siyasi sisteminin değişmesi gerekir. Çünkü gerisi aldatma ve oyalama. 

Geçen gün Donald Trump ve Joe Biden'in karşı karşıya geldiği programı izledim. Süreç sadece iki adayın karşılaştırılması olarak görülmemeli.Çünkü adaylara yöneltilen soruların kalitesi, verdikleri cevapların niteliği ve seçmen de uyandırdığı his çok önemli. Bu nedenle programda soruları yönelten sunucunun çok eksik kaldığını  ve yeterli kalitede soru yöneltemediğini düşünüyorum. İzlerken sunucunun keşke daha ciddi sorular yöneltebilseydi dediğim zamanlar oldu. Örneğin;

-Başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde devam eden çatışmada Amerika'nın parmağı büyük. Bu müdahalelere devam edecek misiniz yoksa ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkına saygı duymaya başlayacak mısınız? 

-Amerika dünyada çevreyi en çok kirleten ülke olarak biliniyor. Ayrıca çevre kirliliği iklim değişikliklerine yol açacak boyuta ulaşmış durumda. Bu soruna yaklaşımınız nedir? Ne zaman harekete geçeceksiniz? 

-Sizce "süper devlet" in anlamı nedir? Afrika'da insanlar açlıktan ve yoksulluktan ne yapacaklarını şaşırmış durumdayken sizler güçlü silahlara sahip olma çabası için ne düşünüyorsunuz? Adil bir dünya yaratmaya çalışmak sizce çok mu zor? 

-Yukarıda da belirttiğim üzere Amerika'da kırk milyon işsiz ve iflaslar mevcut. Ayrıca sokakta yaşayan insan sayısı gittikçe artıyor. Parası olmayanlar hastaneden kovuluyor. Sormak istiyorum "sosyal devlet" in anlayışı diye bir kavram duydunuz mu? Bu sorunlar için bir projeniz var mi?  

-Amerika başta S. Arabistan olmak üzere birçok ülkenin antidemokratik yönetimini destekliyor. Peki siz bir şeyleri değiştirmek için uğraşacak mısınız? Mesela insan haklarına, demokrasiye saygılı bir ortam hazırlamak için bir çabanız söz konusu olacak mı?  

-Nüfusu 330 milyon olan Amerika'nın neredeyse 300 milyonunda silah mevcut. Neredeyse her yetişkinin evinde silah var. Bu da cinayet, soygun, tecavüz gibi büyük sıkıntılar yaratıyor. Bireysel silahlanmanın önüne geçmeyi ne zaman düşünüyorsunuz? 

-Amerika'da ırkçılık sorunu aldı başını gidiyor. Siyah ve beyazlar arasında uçurumlar gittikçe büyüyor. Salgında ölenlerin çoğunluğunu siyahlar oluşturmakta. Bu sorunları önleyecek bir politikanız var mı? 

-Ülkede polis şiddeti bitmiyor. Şüpheli kişilere karşı kontrolsüz güç kullanımı artıyor. Acaba insancıl bir iç güvenlik uygulamasına geçmek gibi bir planınız var mı? 

-Dünyanın birçok ülkesinde gerçekleşen darbelerde Amerika'nın parmağı olduğu biliniyor. Başkan seçilmeniz halinde söz konusu darbeler konusundaki politikalarınızı devam ettirmeyi düşünüyor musunuz? 

-Amerika göç konusunu meşrulaştıran ve dünyanın dört bir yanına bunu aşılayan bir ülkeyken şimdi göçmenlere karşı neden sert ve acımasız bir tavır sergilemekte, bunu önlemeye düşünüyor musunuz? 

-Son olarak ise; dünyada bu kadar aç, yoksul, savaş ve karışık bir ortam varken Amerika'nın rahat edemeyeceği ve hiçbir zaman huzura ulaşamayacağını biliyor musunuz?

Neden bu sorular yoktu sizce?

Bence bu düellonun kazananı olmadı çünkü asıl sorular sorulmadı, soru yoksa cevapta yok cevap yoksa değişim de yok, proje de yok, fikir de yok, öyle değil mi?