Geçen hafta 2020 yılı sosyal medya kullanıcı istatistikleri başlıklı bir araştırmaya denk geldim. Türkiye neredeyse 40 milyona yaklaşan aktif kullanıcı sayısına sahip. Sadece 1 yılda bir milyondan fazla kişi Facebook, İnstagram, Twitter gibi sosyal mecraları kullanmaya başlamış. Şimdi, önemli iki soru sormak istiyorum: Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle değişen düzenin ve tüm sosyal mecraların bizi manipüle etmeyi hedefleyerek insanı bir ürün olarak reklamcılara satması mı? Biraz daha açalım: "Ürüne para ödemiyorsan bile ürün sizsiniz" diyen platformların ilgimizi reklamcılara satması mı? Yoksa konunun insanoğlunu bir ürün olarak görmesi degil, yaşadığı çağa ayak uydurmasına, bilgi ve teknolojinin doğru kullanımı ile hayatın akışını doğru şekilde yönlendirmesi mi? Farkındaysanız biri sorun diğeri ise sorun olmasını daha en başından engelleyen, sorunun kaynağını baştan saptayan bir tutum ve davranış.
Çok ilginç bir şey öğrendim, ki bu bence sorunların başında geliyor. Meğer Google'da "tavsiye edilenler" bölümü hangi topluma ya da hangi coğrafyaya mensup olduğunuza göre değişiyormuş. Örnek verilecek olursa; Fransa'da arama motoruna "küresel ısınma" yazdığınızda Google arama çubuğu "... gerçek", "... felaketi" gibi sorunlar öneriyor. Amerika'da "küresel ısınma" yazdığınızda "... bir yalan", "...kandırmaca" şeklinde tahminler çıkıyor. Aslında bu bir nevi algı operasyonu. Geçtiğimiz Mayıs ayını hatırlayalım. New York'ta karantina karşıtı yürüyüşler ve gösteriler yapılmıştı. Bu eylemlerin asıl sebebi, grubun Facebook ve YouTube gibi bazı sosyal mecralar aracılığıyla korononavirüsün yalan olduğuna yönelik paylaşımlarda bulunması ve görüşlerini bu yönde kitlelerle paylaşmaları. Bu tarz haberlerin bu mecralar üzerinden yayılımı günümüze bakıldığında çok daha hızlı. Konunun gündeme aykırı olması, kitleleri harekete geçirecek türden olması ve en önemlisi haber ve düşüncelerin aktif kullanıcı sayısının en fazla olduğu platformlarda öne sürülmesi bu hızı artıran en önemli sebeplerden.
Diğer sorunlardan biri ise "like" sorunu. Genç kızların estetik yaptırma oranı 2008'den bu yana artış göstermeye devam ediyor. Başta instagram olmak üzere diğer uygulamalardaki filtrelere benzemek, daha fazla beğeni alma isteği ve sosyal medyaların artışı ile hızlanan siber suçlar 26 yaş altı bireylerde depresyon, panik atak ve anksiyeteyi artırmaya devam ediyor. 2008'de 15-18 yaş arası gençlerin %10'unda depresyon görülürken bu oran 2009'da neredeyse %18'lere kadar çıkmış bulunmakta. Akabinde alkol, sigara ve uyuşturucu kullanımı da artmaya devam ediyor.
Peki bu sorunların çözümü için ne yapılmalı? Sosyal medyadan kurtulmak mı asıl çözüm? Sosyal medyanın zamanında Arap Baharı ve Gezi olaylarında olduğu gibi insanları çok çabuk bir araya getirdiğini unutmamak gerekiyor. 10 sene önce sokak hayvanları için neredeyse hiçbir yerde su kapları ve mamalar yokken şimdi bunları birçok site, cafe ve restoranın önünde görebilmekteyiz. Bunun sebebi sosyal medyada paylaşılan haber, görsel ve isteklerin insanların bilinçlenmesini ve onların daha duyarlı bireyler haline gelmesini sağlamak.
Bu olayların ortaya çıkmasının özünde hesapların bireyselleştirilmiş olması ve her hesabın bir bireyi temsil etmesi bulunmaktadır. Gençler kendilerine gelen beğeni, yorum, takip sayılarını kendi üstlerinden yorumluyor ve kendilerini bu durumlar içinde sorumlu hissediyor. Beğeni, yorum ve takipçi sayılarından tatmin olmadıklarında, fiziksel görünüşlerini sorgulamaya ve sorumlu tutmaya başlıyor. İşte bunun önüne geçmek için sosyal mecraları bireylerden çok grupları temsil eder hale getirebilirsek sorunları en aza indirebiliriz.
Bir diğer sorun, Google gibi platformların "tıklanma" sayısını artırmak için toplumlar arası farklı içerik gösteriminden uzaklaşmalı ve herkese eşit şekilde yaklaşmalı. İlgi alanlarımıza göre içerik akışı değiştiği için çoğu zaman karşıt görüşleri dinlemiyor, duymuyor ve görmüyoruz. En kötüsü de düşünmüyor ya da düşünmekten kaçınıyoruz. Empati kurmuyoruz. Kutuplaşıyor ve uzaklaşıyoruz.