Kaliforniya'nın deprem enstitüsü “Bir depremin ne kadar yıkıcı olabileceğini birkaç faktör belirler. Smithsonian Magazine’deki bir makaleye göre, depremin konumu, büyüklüğü, derinliği, merkez üssüne olan uzaklığı, yerel jeolojik koşullar, evlerin ve binaların gücü ve mimarisi bunlardan yalnızca bazılarıdır. Genel olarak konuşursak, daha derin depremler daha az zarar verir çünkü enerjileri yüzeye çıkmadan önce azalır. Kaliforniya’da deprem hasarı söz konusu olduğunda, 1980’den sonra inşa edilen yükseltilmiş temel evler, genellikle depremlerden kaynaklanan zemin sarsıntılarına 1980’den sonra inşa edilen evlere nazaran daha az dayanıklı olacaktır. 1980’de yürürlüğe giren “inşaat kodları” depreme dayanıklı evler inşa etmeyi bu eyalette “zorunlu kılıyor.” şeklinde açıklama yapıyor ve tüm vatandaşları evlerinin deprem dayanıklılığının ne durumda olduğuna dair ölçüm yaptırmayı ve evlerine sismik güçlendirme yapılmasını öneriyor.
Amerika'da kesin olarak “1980 sonrası evler depreme oldukça dayanıklı olacaktır” açıklaması yapılırken biz bu konuda sınıfta kaldık. Ve sürekli “suç kimde” şeklinde sorgulamalar yapıyoruz.
Suçun çoğu kişi “inşaatçılarda’’ olduğunu söylüyor…
Peki kimdir bu “inşaatçı” dediklerimiz?
Binaların çoğu altlarında bulunan zeminin sıvılaşması sebebiyle çöktü. Tarım yapılması gereken ovada sulak arazide yüksek katlı bina yaparsanız bina nasıl ayakta kalabilir? Arada çökmeyen, devrilen binalarda var. Zeminden devrilen. Bir bina yanda kağıttan ev gibi yıkılıyorken, bir bina devriliyorsa ve diğer tarafta bir bina dimdik ayakta kalabiliyorsa, bu hasarın faturasının hesabını kim vermeli?
Bir binanın belirli bir alana yapılabilmesi için söz konusu binanın imara açık olması, ya da belediye tarafından imara açılması gerekli. Belediye imara açmaması gereken tarım arazilerini imara açarsa, jeologlar da gelip yalandan hareketlerle zemin etüdünü değerlendirirlerse o binaların sonucu bellidir...
Mimarlar toprağın durumunu ve bütünlüğünü anlamadan sağlam olmayan binalar ve yapılar oluştururlarsa, o binalar sağlam durabilecek mi!
Sonucunda, müteahhitler işini bilmeyen ve donanınmlı olmayan işçilerle birlikte inşaata başlarsa, o binalardan nasıl medet umacağız..
Tablo bu şekildeyken tüm suçu inşaat mühendisine atmak ne kadar mantıklı?
Mesela çelik binaların neredeyse tamamında hasar bile yok. Bu durumda binanın nereye yapıldığı kadar “neyle’’ yapıldığı da çok önemli. Kısaca, inşaat yapı malzemelerinin değiştirilme zamanı gelmedi mi? Her tarafa beton bina mı dikilmesi gerekiyor?
Hatay ve Maraş merkezli depremlerde yıkılan binaların birçoğunda fark ediliyor ki yıkılan binaların bir bölümü tarım arazileri imara açılması sebebiyle altlarındaki zemin sıvılaştığı için yıkıldı. Bazısı ise müteahhitlerin kullandığı deniz kumundan kaynaklı. Kimisi ise kötü mimarinin azizliğine uğradı.
Söz konusu tablonun diğer tarafında ise, inşaat şirketleri, sözde onları denetlemekle görevli yapı şirketleri, yapı şirketini de denetlemesi gereken belediyeler var. İnşaatı denetleyemeyen denetim, denetimi denetleyemeyen belediye…
Ve sonuç olarak bunun altında kalmak zorunda kalan binlerce insan.
Düşünmekte fayda var.