Günlerdir manşetler Türkiye ve Suriye’yi yerle bir eden depremle yıkılırken, ABD basınının özellikle vurguladığı bir soru var: “Bu yapılar kağıttan evler gibi nasıl yıkılır?”
Hem yıkılmaa şekilleri hem de geride bıraktıkları enkaza bakıldığında, Türkiye’nin “inşaat dolandırıcılığı” artık tüm dünyanın gözleri önüne serildi ve kelimenin tam anlamıyla ‘rezil’ olduk. İnsanlarımızı göz göre göre enkaza gömdük, bir an bile düşünmeden sağlam olmadığını bildiğimiz binalar yaptık. Bugün yaşananlar da buna göz kırpan herkesin tuzu var.
Economist konuyla ilgili “Yasalar var, problem uygulamada” yorumunda bulunuyor. Baktığımızda Türkiye’nin zaten birçok alanda en büyük problemi kuralları uygulamada değil mi? Yasa var fakat yürütme yok.
Bir gün hocamla İstanbul trafiği hakkında sohbet ederken trafikte yaşanan kural tanımazlık, saygısızlık ve sorumsuzluklardan yakınırken ve bir bakıma kuralların yetersizliğini de eleştirirken ben de bunu kendimce Türkiye’nin eğitim seviyesine bağlamıştım. Hocam "hayır yanılıyorsun” diyerek anatmaya başlamıştı. “Yaklaşık 8 yıl önce bir araştırma yaparak bir kamyon kullanan bir şoförü takip etmişlerdi. Konya’dan Berlin’e giden şoför, Konya’dan Edirne il sınırına kadar 62 trafik kuralı ihlali yaparken, Edirne sınırından Berlin’e yalnızca 4 ihlal yapıyor. Yani sorun kurallarda değil. Kurallar, Türkiye’de de var Avrupa’da da. Sorun onların uygulanmasında. Çünkü cezası ollmayacağını bilen insan kuralları ihlal eder, cezası olduğunu bilince o şoför bir anda nasıl uymaya başlıyor.’’ demişti.
Yaşanan problemler yetersiz uygulamalar ve yeresiz denetimlerden ileri gelmektedir. Türkiye’ye baktığımızda inşaat izinlerinin alınması oldukça kolay ve denetimler ise çok zayıf. Bunları yürütmekle yükümlü şirketlere geliştiriciler tarafından ödeme yapılır. Şehir planlamacısı Murat Güvenç, ‘projelerin genellikle inşaatın başlangıcında devlet standartlarına uygun olduğunu, ancak inşaatın sonunda uygun olmadığını’ ifaade ediyor. Müfettişler ortamı terk ettiğinde ise geliştiriciler istedikleri takdirde kullandıkları demir miktarını azaltabiliyor ya da üzengi demirlerinin, yani kirişlerin ve kolonların basınç altında bükülmesini önleyen çelik halkaların sayısını azaltıyorlar. Kimi zaman fazladan bir kat bile çıkıyorlar. Daha sonra yerel makamlarla gayrı resmi müzakerelere girerler. Güvenç, ‘Sonunda çok para el değiştiriyor’ diyor. Yani kısaca mükemmel bir yolsuzluktan bahsediyoruz.
Gazetelerin önemle vurguladığı bir başka detay ise Türkiye’deki anlamlandıramadıkları “imar affı” konusu… Dünyanın pek çok yerinde ki biz deprem bölgesiyiz, böyle bir kavram dahi olmadığını biliyor muydunuz? Erdoğan pek çok konuta imar affı verdiklerini 4 yıl önce büyük bir gururla açıklarken, seçmenleri mutlu etmesi nedeniyle muhalefetin bile sesi çıkmamış ve alınan bu kararları desteklemişti.
Seçim öncesi oy toplama piyonu olan bu af da artık önemini yitirmiş olsa gerek. Keza, o seçmenlerin çoğu şu an ya enkaz altında can verdi, ya da evsiz kalan binlerce insanla beraber çaresiz bir şekilde başlarını sokabilecek bir yer arıyor.