Gündemde tekrar NATO, tekrar Türkiye’nin talepleri ve Finlandiya ve İsveç’in organizasyona girişi söz konusu.

Hatırlarsanız Türkiye, geçtiğimiz Mayıs ayı İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesi önünde engeller oluşturarak belirli adımların atılması konusunda şartlar koşmuştu. Bu şartlar temel olarak PKK bağlantılı teröristlerin Türkiye’ye iadesi, Türkiye’ye 2019’da konulan silah ambargosunun ortadan kalkması ve FETÖ bağlantılı gazeteci Bülent Keneş’in iadesi şeklindeydi.

Geçtiğimiz ay öncelikle Bülent Keneş’in iade konusundaki talebi İsveç tarafından durduruldu. Daha sonra geçtiğimiz hafta sonu İsveç Başbakanı Ulf Kristersson, güvenlik konseyi sırasında “Türkiye hem yapacağız dediklerimizi yaptığımızı kabul ediyor, hem de yapamayacağımız şeyleri bizden yapmamızı bekliyor” şeklinde bir açıklamada bulundu. Kristersson açıklamasında, Türkiye’nin İsveç’in NATO’ya girişini seçimlerden önce kabul edip etmeyeceğini tahmin etmenin de imkansız olarak değerlendirdiklerini vurguladı. Eleştirmenler, Türkiye’nin daha da kötüye giden ekonomisinin de katkısıyla Erdoğan ve partisinin popülaritesinin oldukça gerilediğinin altını çizerek, Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’ya gösterdiği tepkinin seçmenler tarafından desteklenmesine de özellikle dikkat çekiyor. Erdoğan bu sebeple konuyla ilgili ısrarını seçimlere kadar devam ettirebilir.

Tartışmaların tam ortasında ise Türkiye’nin iade talepleri var. İsveç ve Finlandiya’nın bu konudaki açıklamalarının alt metnindeyse Türkiye’ye dair ağır eleştiriler bulunuyor.

İsveç Başbakanı ve yetkililer ısrarla “Biz iade sürecini kendi kanunlarımıza ve AB standartlarına, kurallarına uygun yapacağız. Zaten herhangi bir İsveç vatandaşının başka ülkeye iadesi diye bir durum olamaz” açıklamasıını yapıyor.  Bu açıklamalar da diğer ülkeler ve NATO tarafından desteklenerek, “Türkiye’nin söz verilen talepleri yerine getirildi. İadeler için ise kanunlar var” deniliyor.

Başbakan Kristersson yaptığı açıklamada“Zaman zaman Türkiye iadesini istediği kişilerden bahsediyor. Benim cevabım ise bu konuların İsveç hukuk ve kanunlarına göre ele alınacağı oluyor. İsveç vatandaşlarının başka bir ülkeye iadesi zaten söz konusu olamaz.” ifadelerine yer veriyor.

Bunların alt metninde ise Türkiye’nin diğer Kuzey ülkelerinin gözünde otokratik olduğu ve demokrasiden uzak durduğu bulunuyor. “Sizde olduğu gibi yürümüyor burada işler, bizde hukuk var kurallar var” mesajının Türkiye’ye pek çok kanaldan gönderilmesi, Türkiye’nin “Doğulaşan ülke” algısına en güncel örneklerden.   Bu sebeple Türkiye’nin talepleri, haklı ya da haksız, şüpheye ve engellere maruz kalıyor. Keza hiçbir başkan, demokrasiden uzak görünen ve her daim bu şekilde lanse edilen bir ülkenin taleplerini ilk seferde kabul etmiş gözükmek istemiyor. 

Kısaca Türkiye’nin hukuk, kanun tanımaz tavır ve tutumları onun yalnızca iç işlerinde vatandaşlarının, gazetecilerinin, siyasetçilerinin derdi olmaktan çıkarak Türkiye’nin dış ilişkilerini de etkileyerek herkesin derdi oluyor. Çok geç olmadan anlayabilenlere not olsun...