Düşünceleriniz Sahiden Düşünceleriniz mi?
“Düşünüyorum, öyleyse varım” diyebiliyor musunuz?
Cumhuriyetimizin 97. Yılını kutlarken Cumhuriyetin bize tanımış olduğu haklardan birinin dünya çapında tehlikeye girdiğine şahit oluyor musunuz?
Söz konusu hak kuşkusuz düşünce ve basın özgürlüğü. Cumhuriyet ile birlikte düşünce ve basın özgürlüğünün temeli aynı aslında. “Bireylerin özgürce düşüncelerini hiçbir baskı altında kalmadan dile getirebilmeleri”. Tabi en önemlisi de dile getirirken hiçbir baskı altında kalmamaları.
Tüm bunlar 29 Ekim 1923’te Anayasanın 25. Maddesi ile güvence altına alınmış “Farklılıklarımızla daha güçlüyüz” denmiştir.
Şimdiki sürece bakalım:
Bugün kendimizi belki de en özgür ve en etkili ifade edebildiğimiz yer “sosyal medya”. Ama gerek ABD’de gerek Türkiye’de bu mecralar baskı altında. En aşikâr olanı ise Amerika’da. Geçtiğimiz haftalarda Google’a manipülasyon suçuyla dava açılarak içeriklerin kontrol altına alınması istenmişti. Dünyanın hemen hemen çoğu ülkesinde birçok içeriğe yasak getirildi ve erişim sağlanamıyor.
Amerika’da kimi sol düşünce sahipleri sosyal medya kullanıcılarını yanlış bilgi ve nefrete sürüklediği düşüncesinde. Sağ düşüncede olanlar ise bu mecraları belirli içerikleri sansürlemekle suçluyor. Sosyal medya konusunda ne yapılması gerektiği sorusuna halen kesin bir cevap verilemiyor.
Herkes kontrolü ele almak istiyor fakat suçlamalar ve yalan haberlerin kurbanı olarak bir gün kendini sosyal medya mahkemesinde bulmak istemiyor.
Amerika’da yapılan araştırmada her on kullanıcıdan biri sosyal medya yararlı derken üçü ise zararlı olduğu düşüncesinde. Coronavirüs ile alakalı şubattan bu yana YouTube’da 250.000’den fazla yanlış ve çarptırıcı içerik tespit edilmiş durumda.
Kimi ülkeler ise konuyu tartışmaya dahi açmıyor. Yalan haber ve zararlı içerikleri internetten kaldırmayı yasalaştırdı. Londra, yerel polis sorununa yol açabilecek her türlü paylaşımları kaldırma yetkisi verdi. Singapur gibi ülkelerdeki otoriter hükümetler, birçok firmanın rahatsız edici sahte haberlerini kısıtlamaya hazırlanıyor. Türkiye’deki tablo ise benzer.
Tartışılması gereken bir diğer konu ise sohbeti kimin kontrol ettiği.
Tüm eleştirilere rağmen sosyal medya kısıtlaması düşünce özgürlüğünün ihlal ettiği bir görüntü yaratmayacak mı? Yaratılmak istenen çizgiler nerede başlayıp nerede bitmeli? Eleştiri sayılan tweetlerden çarptırıcı yalan haberleri ayıklayacak o ince çizgiyi ayırabilecek mi yoksa çizgi yok mu sayılacak?
Kaç davanın, kaç cinsel suçun, kaç haksızlıkların sosyal medyada bulduğu yankıyla mahkemeye taşındığını unutmamalıyız.
Şimdi tekrar söylüyorum,
“Düşünüyoruz, öyleyse varız!”
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.