Arap dünyasının önemli ülkelerinden Tunus, oldukça ilginç bir tarihe de sahiptir. 2010 yılında Arap ülkelerinin çoğuna yayılan Arap Baharı, ilk olarak Tunus’ta kendini göstermiştir.
Seyyar satıcılık yapan Mohammed Bouzazizi’nin 2010 yılında Ben Arus kentinde, hükümeti protesto etmek amacıyla kendisini meydanın ortasında ateşe vermişti. Mallarına el konulmasına ve belediye yetkilisi tarafından aşağılanmasına bir tepki olarak yaptığı bu eylem, kısa sürede ülke geneline yayılmış ve protestolar başlamıştı. Cumhurbaşkanı Zine El Abidine Ben Ali ülkeden kaçmak zorunda kalmış, ordu ise rejimi desteklemek istemeyerek halkın yanında yer almıştı.
Ekonomik eşitsizliklerin şikâyet edilmesiyle Tunus’ta başlayan Arap Baharı olarak yayılan olaylar, ilk olarak Mısır, sonrasında Libya ve diğer birçok Arap ülkesine sıçramış ve ülkelerin yönetimlerinin değişmesine sebep olmuştu.
1981 yılında Raşid Gannuşi ve Abdülfettan Muru tarafından kurulan İslami Eğilim Hareketi Partisi, Ben Ali döneminde zaman zaman yasaklanan ve binlerce üyesi ve yöneticisi tutuklanan 1989’da Yeniden Doğuş ismini alarak 2011 yılında yasal bir parti olarak seçimlere katılma hakkını kazanmış, iki sol ve laik partiyle koalisyon kurarak iktidara gelmişti. Hükümetinin yüzde ellisi kadın olmasıyla birlikte diğer Arap ülkelerine ve dünyaya örnek olmuştu.
2014 seçimlerinden de umduğunu bulan Ennahda, 2016 yılındaki kongresinde İslamist’likten Merkez Sağ / Müslüman Demokrat parti şeklini almıştı. Fakat, 2018’de “bütçelendirme, kemer sıkma ve yolsuzluk” başlıklarıyla sürekli hükümete karşı protestolar başlamış ve iktidar ile halk karşı karşıya gelmişti.
2018’de siyaset bilimci ve eleştirmenlerin konuyla ilgili kanaati, Ennahda hükümetinin ve Tunus’un yanlış yöne doğru gittiği şeklindeydi.
Peki bugün gelinen nokta nedir?
Geçtiğimiz hafta Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said “Anayasanın 80. maddesinin kendisine verdiği yetkiyle meclisin tüm yetkilerini dondurduğunu, milletvekillerinin dokunulmazlığını askıya ve Başbakan Hişam el-Meşişi’yi görevinden aldığını ve 30 gün içerisinde yeni atayacağı bir Başbakan ile yürütmeyi devralacağını duyurmuştu. Bununla birlikte Tunus Silahlı Kuvvetleri, Tunus Meclis Başkanı ve Nahda Hareketi lideri Raşid el-Gannuşi ile beraberindeki milletvekillerini meclise almadı. Gannuşi ve milletvekilleri halka yaptığı destek çağrılarına rağmen onların desteğini alamadı.
Şahsi fikrim bir sonraki hamlesi, hükümet yetkililerinin yargılanması şeklinde olacağı yönünde.
Gelen darbe eleştirilerine karşılık Said, Anayasanın 80.maddesini hatırlatarak “tehdit altındayken Başbakanı görevden alma yetkisi olduğunu” vurgulamıştı.
Tunus’taki partiler ise Cumhurbaşkanı’nın karar ve uygulamalarına karşı çıkanlar ve destekleyenler olarak ikiye bölündü.
New York Times’ın Türk basınına ters düşen haberine göre, halkın çoğunluğu Cumhurbaşkanını destelediği yönünde.
Kalboussi, parlamento ve koalisyonun büyük partisi Ennahda için “Tunus’a 10 yıl boyunca hiçbir şey vermediler, sahip oldukları gücü kesinlikle hak etmiyorlar” diyerek eleştirdi.
Geçtiğimiz hafta pazar günü parlamentonun önünde hükümeti protesto eden İnsaf, haberi duyduğunda çok mutlu olduğunu, her gün stresli ve gergin bir şekilde uyuduğunu ve hükümetin, istedikleri gibi bir temsiliyet göstermediğini belirtmişti.
The Guardian konuya ilişkin yaptığı haberde, sözde demokrasiye atılan bu darbenin hemen sonrasında ülkenin caddelerindeki sessizlik ve sakinliğin öncekinden farksız olduğunu, halkın bu haberi kötü bir şekilde karşılamadığını ve geciken bir hamle olarak algıladığını yazdı.
Türkiye basınının çoğu ise Tunus Cumhurbaşkanı’nın attığı bu adımı neden bu kadar “eksik” algıladı? Tunus’ta darbe oldu denirken “halkın kayıtsızlığına ve Cumhurbaşkanı’na desteğine” yer vermedi.