Suriye'de yaklaşık 12 yıldır devam eden iç savaş sonrasında Esad rejimi ülkenin büyük bir çoğunluğunun kontrolünü tekrar ele alsa bile  ABD destekli Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ve Türkiye destekli muhaliflerin ülkenin kuzeyinde kontrol altına aldığı bölgeler oldukça fazla. Türkiye'nin haklı olarak  güvenlik kaygısıyla terör örgütü PKK ile bağlantılı SDG/YPG'nin devletleşmesine karşı çıkması, Suriye'nin toprak bütünlüğünü desteklemesini gerekli kılıyor.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz haftalarda Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad ile aylar öncesinde bir görüşme gerçekleştirdiklerini belirtti. Çavuşoğlu, Mikdad’a "Muhalif Suriyelilerle rejim arasında bir barışın olması gerektiğini, Türkiye’nin böyle bir durumda buna destek olabileceğini" söylediğini ifade etti. İstihbarat örgütleri arasındaki iletişim biliniyor olsa da bu, seneler önce iç savaşta Türkiye’nin muhalifleri açıkça desteklemesi sonucu ilişkilerin kopma noktasına geldiğini gösterdi. Çavuşoğlu "Şu an için diplomatik temas olmadığını ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye lideri Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüştürmek istediğini" söyledi.  "YPG/PKK'nın tek amacı Suriye'yi bölmek. Suriye'nin bölünmesini engellemek için Suriye'de güçlü bir yönetimin olması lazım.” şeklinde açıklama yaptı.
Çavuşoğlu’nun açıklamalarından kısa süre sonra Suriye’de Türkiye destekli muhaliflerin kontrolü altındaki bölgelerde  Türkiye karşıtı protestolar kendini göstermeye başladı. Hatta Azez kentinde Türk bayrağının yakıldığı, Türkiye’nin inşa ettiği parklara zarar verildiği, TSK'nın araçlarının taşlandığı görüldü.
Türkiye’nin Esad’a karşı savaşan Özgür Suriye Ordusunun bir bölümü yapılandırılarak tekrar oluşturulan Suriye Millî Ordusu, “Türk bayrağı mukaddestir. Ona el uzatan kişiler cezalandırılacaktır.” açıklamasında bulundu, göstericilerden gözaltına alınanlar olduğu ifade edildi.
AKP'nin ortağı MHP’nin lideri Devlet Bahçeli daha önce "Katil Esad’la görüşme teklifinde bulunanlar akıllarını başlarına alsın." ve "Türk milleti gerekirse Şam’a girmeyi şimdiden planlamalıdır. Yansın Suriye, yıkılsın İdlib, kahrolsun Esad" gibi ifadelerde bulunmuştu. Bahçeli bu hafta Suriye politikasındaki değişim oluşturduklarına dair bir açıklama ile "Bakanımızın Suriyeli muhaliflerle Esad rejimi arasında barışın tesis edilmesi hususundaki yapıcı ve gerçekçi sözleri kalıcı çözüm arayışlarına güçlü bir nefestir. Türkiye’nin Suriye konusunda attığı adımlar değerli ve isabetlidir." açıklamasında bulundu.
Bu arada Suriye’deki savaşın en başından bu zamana kadar Esad’a destek olan ve Avrasyacı görüşleriyle bilinen Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek’in de AKP'den istifa ederek partisine katılan Ethem Sancak’la beraber Esad’la görüşmek üzere Şam’a gideceği belirtildi.
Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Demokrat Parti’den söz konusu gelişmelerle ilgili geçmişte yapılan açıklamalar da "tüm taraflarla yapıcı diyalog kurulması" konusunu onaylıyor. Fakat bu konu altılı masada olası anlaşmazlık risklerini de barındırıyor. Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı ve Başbakan olduğu dönemlerde Esad karşıtı Suriye politikasının öncüsü konumundaydı. Başbakanlık döneminde Esad’ı şeytan olarak tanımlayan Davutoğlu bugün de “Rusya’nın Esad rejimini meşrulaştırmaya çalıştığını” belirterek rejimin gayrimeşru olduğu yönündeki düşüncesini koruyor. Görüşmelerin başlaması için Suriye’de bir geçiş hükümeti kurulmasını önkoşul olarak sunarak rejim değişikliği konusuna dair beklentisinin devam ettiğini göstermiş oluyor. 
Türkiye, dış politikasını güvenliğini ve ekonomisini öncelikli konuma getirerek denge ve barış üzerine kurması gereken bir ülke halinde. Şu an alandaki gerçekler, Esad’ın iç savaşta Rusya’nın verdiği destekle büyük bir başarıya ulaştığını ve yönetimini sürdüreceğini gösteriyor. Birleşmiş Milletler’de temsil edilen bir komşu ülkenin yönetimini tek taraflı olarak gayrimeşru bir şekilde ilan etmek çözüm bulmadaki problematiğin sürmesine sebep oluyor.
Halbuki sığınmacı krizi ve milyonlarca Suriyelinin geri dönüşü, olası bir SDG/YPG devletinin kuruluşunun engellenmesi, muhaliflerin kontrol altında tuttuğu bölgelerde barışın sağlanmaya çalışılması gibi konular yalnızca Suriye rejimiyle muhatap olunarak çözüm bulunabilecek sorunlardır.
Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan "Hâlihazırda Esad rejiminin ayak sürümesi nedeniyle süreç ilerlememektir" şeklindeki açıklamanın yanında 16 Ağustos günü TSK’nın vurduğu YPG mevzilerinde rejim askerlerinin de öldüğünün belirtilmesi YPG’nin Esad’la uzlaşması hâlinde ABD’nin bugün Türkiye’den destek gören Esad muhaliflerine yeniden destek vermeye başlama ihtimali, Türkiye'deki bir grup Suriyelinin Türkiye'nin politika değişikliğine karşı çıkma olasılığı gibi durumlar sürecin zorlu ve karışık olduğunu gösteriyor. Bu durum, seçimden önce olduğu gibi seçimden sonra da ayrıntılı ve kararlı, "idealist değil, realist" bir dış politika stratejisi gerektirdiğini gözler önüne seriyor.
Türkiye'yi yönetmek üzere ortak Cumhurbaşkanı adayı göstermesi beklenilen altı partinin, Suriye politikası gibi hem millî güvenliği hem de ekonomiyi yakından ilgilendiren bir hususta toplumda kafa karışıklığına sebep olmayacak şekilde ortak bir tutum sergilemesi gerektiğine dair bir beklentisi oluşuyor.