Geçtiğimiz günlerde İran’da Mahsa Amini’nin, “baş örtüsünü düzgün takmadığı ve saçı göründüğü” sebebiyle ahlak polisi tarafından şiddet kullanarak öldürülmesinden hemen sonra şiddetlenen protestolar halen kendisini gösteriyor.
Mahsa’nın ölümü, İran’da pek çok kadının kendi yaşadıkları problemlerine tuz biber olması nedeniyle ülke rejiminin kökten değişmesi gerektiğini dünya gündemine taşıdı. İran’da şu an protestoya katılanlar arasında seküler bir kitle olduğu kadar, muhafazakâr kadınlar ve erkekler de yer alıyor.
1979 devriminden sonra değişim yaşayan İran’da, kadınların makyaj yapması yasak, başörtüsü takması ve ahlaki ilkelere uygun giyinmesi zorunlu. Bunların yanı sıra, bisiklete ve motosiklete binmeleri de yasak olan İranlı kadınlara dayatılan yasakların çoğu birçok İslam ülkesinde ahlaki bakımdan uygun görülmese de kanunen yasak değil.
Anketler ülkede artış gösteren laik kesimin zorunlu başörtüsüne karşı durduğunu göstererek, bu kesimi İran’ın katı İslam ahlakına karşı son duruşu olarak açıklıyor. Ülkenin büyük bir kesimi ise halen muhafazakar İslam’ın herkes tarafından uygulanması gerektiğine inanıyor ve kimi kesim erkek vatandaşlar, sokaklarda baş örtüsü kurallarına uyulması için bir nevi bağımsız ahlak polisliği yapıyor.
Yaklaşık bir yıl önce başkanlığa seçilen muhafazakar din adamı Ebrahim Raisi, başörtüsü yasalarının uygulanmasını öncelik olarak gösterdi. Geçtiğimiz aylarda hükümet, başörtüsü yasalarını daha da katı hale getirirken, durumu takip eden Batı, ABD’li yetkililer ve insan hakları örgütleri de dahil olmak üzere geçtiğimiz haftalarda yeni kuralları çiğnedikleri sebebiyle tutuklanan kadınların sayının büyüdüğünü belirtiyor.
Günlerdir devam eden protestolardan önce bile birçok kadın yeni kurallardan ötürü ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı.
İranlı bir gazeteci Yeganeh Rezaian geçtiğimiz günlerde, Atlantic dergisine yaptığı açıklamada, “İran’da büyüyen, başörtüsünü yanlış taktığı iddiasıyla tutuklanmayan genç bir kadın bulmak neredeyse imkansız” dedi.
Son günlerde artan baskı ve zorbalığa karşılık kadınlar, erkek akrabalarının ve diğer destek verenlerin yardımıyla mücadelesini hızlandırmaya başladı. Kadınların Mahsa’nın ölümüyle başlayan protestolarda sokaklarda saçlarını kesiyor, başörtülerini yakıyorlar ve yetkililerle çatışıyor. “Kadın! Yaşam! Özgürlük!’’ temalı isteklerini belirtiyor.
Konuyla ilgili yetkililer, hükümetin ayaklanma olarak adlandırdığı protestolara sert bir şekilde karşılık veriyor. Baskılar sonucu 50'den fazla protestocu öldürüldü, 600'den fazlası ise yaralandı ve yaklaşık 2000 kişi tutuklandı.
Tutuklanmış olan kadınları temsilen İranlı insan hakları avukatı Saeid Dehghan, “İran İslam hukukunun başörtüsüyle ilgili belirsiz olduğunu, ‘yasak eylemler’ ve ‘şeriat örtüsü’ gibi terimler kullanarak ‘polis memurlarına geniş bir takdir yetkisi’ vererek halka zarar verdiğini” belirtiyor . Başörtüsü kurallarına uymayan kadınların gönderildiği gözaltı merkezlerinde ise kadınların yaşadığı problemler adeta bir insanlık dramı. İranlı kadınların anlatımına göre buraya getirilen kadınlar, memurlar tarafından soyularak çıplak şekilde hücrelere konuluyor. 
Bana göre tüm bu olayları dışarıdan takip eden çoğu Türkün, özellikle Türk kadınlarının kulaklarında tek bir şarkı çalıyor; “Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa….Adın yazılacak mücevher taşa!”