Son zamanlarda ani gelişen istifasıyla gündemde yer alan eski İngiltere Başbakanı Liz Truss,  yaklaşık bir buçuk aylık yönetim sürecinin sonuna doğru “takdir edilme oranını eksi 70’lere taşımayı” başarmıştı. Bu şekilde devam ederse, “İngiliz halkı arasında ortalama tanınırlık oranı -85 olan” Rusya Başkanı Vladimir Putin’i ise geçme olasılığı bir hayli büyüktü... Fakat Truss bu duruma fırsat vermeden istifasını verdi. 
Peki,  bir buçuk aylık süreç içerisinde bu ani ve hızlı karara sebep olan problemler ve yanlışlar nelerdi?
NY Times söz konusu olayla ilgili şu şekilde bir açıklama yapıyor: “47 yaşındaki Truss, vergi kesintisi gündemi,  Muhafazakar Parti’nin isyankar milletvekilleri ve kendisini veya politikalarını desteklemeyen hükümeti ile artık İngiltere’yi yönetemeyeceği sonucuna vardı. Ve şimdi, İngiliz tarihinin en kısa süre görev yapan başbakanı olarak görevden ayrılıyor.”
Truss ilk açıklamasında, “Durum göz önüne alındığında, Muhafazakar Parti tarafından seçildiğim görevi yerine getiremeyeceğim” şeklinde konuşmuştu.
Truss, “Muhafazakar Parti yeni bir Başbakan’ı seçene kadar görevde kalacağını” belirtirken, eleştirmenlere göre bu durum, “hem morali bozuk, hem de derinden bölünmüş” bir partide Başbakanlık yarışı için mücadeleyi daha da hızlandıracaktı. Olası adaylar arasında, görevini bırakmak zorunda kalan bir önceki Başbakan Boris Johnson da vardı. Fakat Boris Johnson, partisinden tekrar aday olabilmek i için yeterli desteği bulamayınca, ortada 'adayım' diyen “Boris Johnson’un Maliye Bakanı  Rishi Sunak, diğer aday Penny Mordount ‘Sunak’ı destek vereceğim’ şeklinde bir açıklama yapıp adaylıktan çekilince, 'tek aday olarak' kaldı ve seçim dahi yapılmadan İngiltere Başbakanı oldu; 32 yaşında bu göreve sahip olup  “İngiltere’nin en genç başbakanı” unvanını da elde etmiş oldu.
Çok kısa zaman içerisinde  '3 başbakan gören' İngiltere halkı ise umutsuzluğunu korumaya devam ediyor. 
Ancak şu da unutulmamalı ki Truss'un yeni atanan şansölyesi Jeremy Hunt’ın hükümetin Truss’ın vergi tekliflerinin geri alacağını duyurması zaten onun itibarının sallantıda olmasına en büyük sebeplerden biriydi.
Ekonomide yapılan yanlışın çizelgesini Washington Post şu şekilde açıkladı:
“Truss, Muhafazakar Parti üyeleri tarafından Boris Johnson’ın yerine lider olarak seçildikten sonra 6 Eylül’de başbakan oldu. İlk iki haftası Kraliçe II. Elizabeth’in ölümünü içeriyordu ve ülke bir yas dönemine girerken siyasiler bir anlamda ‘sessize’ alınmıştı.
Ancak 23 Eylül’de Maliye Bakanı Kwasi Kwarteng  son derece yanlış hatta geri döndürülemez bir hamlede bulundu:  Hiçbir uyarıda bulunmadan, ülkenin ekonomik stratejisinde önemli bir değişikliğini  açıkladı ve en yüksek gelirliler ve en büyük şirketler için vergileri kesme sözü verdi; hiçbir ödeme planı olmadan…
Çok kısa bir zaman dilimi içerisinde İngiliz sterlinin değeri ciddi bir çöküş yaşadı ve hemen sonrasında Birleşik Krallık Merkez Bankası faiz oranlarını yükseltmek zorunda kaldı. İpotek almanın maliyeti yükseldi. Zaten rekor seviyelerde olan enflasyon, Muhafazakar Parti’nin mali yükümlülük hususundaki itibarını düşürerek yaşam maliyetini daha da artırmış oldu. Brexit’ kararını benimseyerek Muhafazakarlara yaklaşan bazı işçi sınıfına mensup seçmenler, partinin sadece finansal seçkinlerin çıkarlarını temsil ettiğine dair bir düşünceye kapılarak partiyle arasına mesafe koydu.
Bunların yanı sıra Truss’un kısa yönetimi sürecinde bazı üst düzey yetkililer istifa etmiş, bakanların neredeyse yarısı da iki hafta dolmadan görevlerini bırakmıştı.
Ve sonuç; 
Truss istifa etti. Sorumluluk alarak ve görev bilincini benimseyerek “demokrasilere yakışan” şekilde hem de.