Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği, Akit Taraflar 26. Konferansı (COP26) İngiltere’nin başkanlık yaptığı Glasgow’da devam ediyor. Konferans aynı zamanda Glasgow İklim Zirvesi olarak da biliniyor. ABD Başkanı Joseph Biden başta olmak üzere, etkinliğe 100’ün üzerinde liderin katılması nedeniyle konferansın bir bakıma ‘zirve’ olarak sunulmasını sağlayarak haklı kılmış bulundu. Konferans pandemi, küresel enerji krizi, fazlasıyla artan doğal gaz fiyatları ve ekonomik problemlerin gölgesinde başladı. Buna rağmen, bu süreç Glasgow’da büyük ivme kazanmışa benziyor. Bu ivmenin değişiminin temelinde siyasal nitelik bulunduğu düşüncesi birçok gözlemci tarafından izah ediliyor.
Öncelikle kısa bir hatırlatma yapalım. İklim, sürdürülebilir kalkınma, enerji arz güvenliği, ekonomilerin karbondan kademeli olarak arındırılması, temiz enerji dönüşümü, yoksullukla mücadele, gıda kıtlığı, tarım ve ormansızlaştırmanın önlenmesi, göç hareketleri gibi küresel gündemin her boyutuyla ilişkili şekilde anlatılmakta. Buzulların erimesi, deniz sularının yükselmesi, seller, kasırgalar, orman yangınları ve kuraklık, iklim değişikliğinin son dönemlerde daha sık görülen sonuçları. Dünyanın saygın iklim ve çevre bilimcilerinin yer aldığı Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) son raporu da bu konuda olumsuz bir tablo çiziyor. İklim krizi de tıpkı pandemi gibi ne ülke ne bölge ne de kıta tanıyor.
Sözünü edilen bu tehlikeli ve yıkıcı doğa olayları ABD, Almanya, Hollanda, Avustralya, Kanada gibi birçok gelişmiş ülkelerde ciddi tehdit oluşturuyor. Başkan Biden, Glasgow’da düzenlemiş olduğu basın toplantısında, durumun önemini belirtirken New York’ta binanın en alt katında yaşayan vatandaşlarından örnekler vererek iklimin varoluşsal bir tehdit olduğunu belirtti. Fakat şu da belirtilmelidir ki; iklim krizi daha çok altyapısal zayıflıkları bulunan, ekonomileri kötü, dayanıksız ve hazırlıksız olan çok az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde çok daha büyük hasarlara yol açıyor. Türkiye de yıllardır seller, orman yangınları ve kuraklık gibi hem iklim hem de küresel ısınma nedeniyle krizlerle karşı karşıya kalmakta. Tüm bunlar nedeniyle Akdeniz Bölgesi de IPCC tarafından en hassas bölgelerden biri olarak belirtilmişti.
Siyasal boyuta bakacak olursak, öncelikle İngiltere’nin konuyla ilgili tüm kurumlarıyla ciddi bir hazırlık yaptığını, konferansın başarısı için oldukça iyi bir altyapı hazırlığı geçirdiğini ve büyük bir katılım sağlanacağını öngördüğü çok ortada. Başbakan Boris Johnson’un danışmanlarından Alok Sharma’yı konferans başkanı olarak görevlendirmesi, Eşbaşkanlığı üstlenen İtalya’nın Başbakanı Mario Dragi’nin toplantıya kattığı kişisel katkıları da bu çerçevedeki önemli gelişrmeler olarak sayılabilir.
Bunun dışında Amerika’nın, Trump’ın Paris İklim Anlaşmasından ayrılarak oluşturduğu kayıpların geri kazanılması ve tüm bu konulara küresel düzeyde liderlik etmek için yapmak istediği çalışmalar özellikle dikkat çekmişe benziyor. Çünkü verilen demeçlere göre Amerika, daha önce yapılan iklim etkinliklerine bu denli büyük bir katılım göstermemişti. Başkan Biden dışında, eski Başkan Obama, Başkan Yardımcılarından Al Gore, Enerji Bakanı Jennifer Granholm, Başkanın Özel İklim Temsilcisi, eski Dışişleri Bakanı John Kerry ve Beyaz Saray İklim Danışmanı Gina McCharty katılımcılar arasında yerini aldı. Bunlara ek olarak Bill Gates, Leonardo di Caprio gibi farklı sektörlerden tanınmış isimler Glasgow’da sahne aldı.
Başkan Biden’ın basın toplantısı oldukça siyasi nitelikliydi. Özellikle Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i konferanstan kaçmak ve liderlik yapmamakla suçlayan kelimeler kullandı. Temiz ekonomiye dönüşümün savunucusu olan Biden, Glasgow’da oluşturulan, kömürün kademeli olarak devre dışı bırakılması koalisyonuna katılmamakla birlikte kirletici fosil yakıtlardan olan petrol üretiminin artırılması için OPEC üyesi ülkelere ve özellikle Suudi Arabistan’a baskı uyguladı.
İklim sürecinin siyasal bir nitelik kazanmasına Avrupa Birliği (AB) de katkıda bulunuyor. AB yeni kalkınma stratejisi olarak sunulan ve sınırda karbon vergisi uygulaması öngören, oldukça iddialı Yeşil Mutabakatı ve yeni İklim Yasasıyla kendisini en çevreci ve en iklimci olarak konumlandırırken, diğer taraftan Arktik Bölgesi’nde petrol ve doğal gaz aramalarını yasaklamıyor, ayrıca Polonya’nın kömürü devre dışı bırakma tarihini ertelemesine ses çıkarmıyor.
Suudi Arabistan’ın başta olmak üzere petrol ve fosil bağımlısı ülkelerin toplantı salonlarında herhangi bir ödün vermeyecekleri birçok eleştirmen tarafından belirtilmişti. Gelişmiş ülkelerin finansman sağlama söylemleri de yetersiz kaldı. Şimdi sıra bu hafta sonuna kadar liderler arasında gerçekleştirilecek telefon görüşmeleri, verilecek finansman bildirilerinde.
Dünya kamuoyunun bu denli ümit bağladığı ve son çıkış olarak gördüğü Glasgow Zirvesinin başarısızlıkla sonuçlanmasını düşünmüyorum. Çünkü İngiltere’nin herkes tarafından bilinen diplomasi ve müzakere yeteneği ülkeler için önemli bir ileri adım oluşturacaktır. Özellikle Amerika ve Ab desteği de bu süreçte çok önemli olacak.
Sonuç olarak, bu büyük küresel problemin, iklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın neden olduğu tehlikeli doğa olaylarının önlenmesinin ötesinde siyasi, jeopolitik ve güvenlik boyutunun bulunduğunu unutmamamız, ulusal politikamızı buna göre yeniden gözden geçirerek ve çıkarlarımıza önem vererek strateji belirlememiz gerekiyor.
Glasgow COP26 İklim Zirvesi’nin Siyasi Tarafı
Handan Yılmaz
Yorumlar