Geçtiğimiz haftalarda altılı masanın temel haklarımız konusundaki tavrı ve kendi parti programlarındaki açıklamalarını belirtmiş bir sonraki hafta ise tüm bu programları ve temel haklarımıza karşı yaklaşımlarını değerlendirmiştim. Yer yer eleştirdiğim fakat ortak bir noktada buluşturulan ana hatları ifade ettiğim yazım sonrası bu hafta cumhur ittifakının söz konusu konuya bakış açısıyla ilgili tutumu ve yaklaşımını değerlendirdim.
AKP ile başlayalım:
Temel hak ve özgürlüklerinin insanlığın yıllarca devam eden mücadeleleri sonrası oluşan kazanımı olduğunu belirten AKP programı, medeni toplum olmanın belirtisi olarak söz konusu özgürlüklerin düzeyine endeksliyor. Yani özgürlüklerin demokrasinin de temeli olduğunu belirtiyor. “Toplumun en önemli güven unsurunun toplum içinde yaşayan bireylerin kendi hak ve özgürlüklerine saygı duyulduğuna dair inançları” olduğunu, bu saygının demokratik rejimin toplum tarafından benimsenmesini, toplumsal barışın korunmasını sağladığını vurguluyor.
Partinin temel haklar alanında “Başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Paris Şartı ve Helsinki Nihai Senedi olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerin insan hakları alanında getirdiği standartlar uygulamaya geçirileceğine” dair ifadeleri bulunuyor. Sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin önemseneceği, basın ve düşünce özgürlüklerinin uluslararası standartlar temelinde oluşturulacağı laikliğin din düşmanlığı şeklinde değerlendirilmeyeceğini belirtiyor. Dindarların hassasiyetlerine karşı vurguda bulunurken dinin, farklı yaşam tarzına sahip insanlar üzerinde herhangi bir baskı aracı olmayacağını ifade ediyor.
Özgürlükler içerisinde özellikle hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının yerine getirileceği, işkence gibi konularda daha şeffaf bir ortam sağlanılacağı kadın, çocuk ve çalışma hayatına dair hak ve özgürlüklerin uluslararası standartlar temeline oturtulacağı belirtiliyor. Tüm bunların ışığında devlet kurumlarına dair güven duygusunun artacağının da altı çiziliyor.
Programda temel hakların ele alınış biçiminin AKP'nin şu anki uygulamalarıyla dikkat çekici şekilde çeliştiğini söylemek mümkün. 2002 yılında muhafazakâr demokrat çizgiyle hareket etmiş ayrıca liberal kesimin de desteğiyle birlikte tek başına iktidara gelen AKP 3Y şeklinde ifade edilen (yasaklar, yoksulluk, yolsuzluk) konusunda savaşacağına dair vurguda bulunmuştu. Söz konusu dönemlerde bazı kesimlerin 28 Şubat döneminin anti-tezi özgürlükçü olarak lanse ettiği bazı kesimlerin ise her daim yasakçı zihniyet taşıdığını savunduğu AKP hükümetinin temel haklara dair yaklaşımı 2013’teki Gezi protestolarının ardından belirgin şekilde farklı bir boyuta geçmişti. Geçtiğimiz yılın ilk dönemlerinde “özgürlük, güçlü toplum, demokratik bir Türkiye” vizyonuyla ifade edilen hukukun üstünlüğüne önemle vurgu yapılan reformist İnsan Hakları Eylem Planı da uygulamaya geçmemişti. Bunlara ek olarak AİHM standartlarına uyulacağının belirtilmesine rağmen bazı AİHM kararlarının uygulanmaması da örnek gösterilebilir. Yani yagı bağımsızlığının yok edilmesi de diyebiliriz. AKP iktidarında Türkiye’nin başlatılan ihlal süreci sonucunda Avrupa Konseyi’nden çıkarılmasının olasılıklar arasında olduğu da belirtiliyor.
Partiyle bağlantılı kişilerin bulunduğu sivil toplum kuruluşları dışındaki sivil inisiyatiflerle düzenli bir ilişkisi bulunmayan AKP'nin geçtiğimiz haftalarda yasa haline gelen ve “sansür yasası” olarak tanımlanan dezenformasyon kanunuyla hem ifade hem de haber alma özgürlüğünü kısıtladığı da değerlendiriliyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in basın özgürlüğü endeksinde Türkiye, 180 ülke içinde 149'uncu sırada yer alıyor.
“Dinin bir baskı unsuru olamayacağı” ifade edilse de LGBTİ+’ların talepleri, dinî hassasiyetler gerekçe gösterilerek göz ardı ediliyor. “İşkence gibi konularda şeffaf olunacağı” belirtilse de yıllar öncesinden bugüne çocuklarını arayan Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine izin verilmiyor. Hem de, 11 yıl önce başbakan olduğu dönem Cumartesi Anneleri ile buluşmasına rağmen...
İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılırken çalışma hayatına dair sözlere rağmen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin raporu, 2022’nin neredeyse ilk on ayında iş cinayetinde hayatını kaybeden işçilerin sayısının 2000'e ulaştığı şeklinde. Diğer yandan araştırma şirketlerinin yürüttüğü çalışmalar, Türk Silahlı Kuvvetleri dışında kalan kamu kurumlarına güvenin gittikçe düştüğünü gösteriyor. Yani program, hükümetin temel haklara yaklaşımının, şu an vadedilenle ters olduğunu doğruluyor.
MHP
Programda “tüm insanların insan olmaktan kaynaklanan hak ve özgürlükleri bulunduğunu” belirtirken devletin “en başta yaşama hakkı sonrasında, insanın dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez temel hak ve özgürlüklerini koruma ve geliştirme” görevine önemle vurguda bulunuyor.
MHP'nin programında temel haklar konusu kişi dokunulmazlığı, düşünce ve kanaat özgürlüğü, hak arama özgürlüğü ve kanun önünde eşitlik, özel hayatın gizliliği ve dokunulmazlığı, din ve vicdan özgürlüğü, eğitim ve öğretim hakkı, örgütlenme, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, kadın ve çocuk hakları ile basın hürriyeti ve basın ahlakı olarak belirtiliyor. Bir diğer yandan söz konusu program, temel haklara kısıtlama getirilmesinin yalnızca “Millî güvenliğe, Cumhuriyetin temel niteliklerine, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, kamu düzenine, genel ahlaka, genel sağlığa ve başkalarının temel haklarını kullanmasına tehdit oluşturmamak kaydıyla” yapılabileceğini vurguluyor.
Bu arada MHP temel haklar konusuna yaptığı vurgular konusunda Cumhur İttifakı’nın uygulamasıyla programı en çok örtüşen parti olarak görülüyor. Temel haklar konusuna önem atfedilirken aynı zamanda devlete hem görev tanımlanıyor hem de tıpkı bugün olduğu gibi en temel hakların dahi yeri geldiğinde kısıtlanabileceği belirtiliyor. Diğer yandan, “genel ahlak ve kamu düzeni” gibi kişiden kişiye değişebilen, hukuki tanımı çok farklı şekillerde yapılabilen kavramlarla temel hakların kısıtlanması, otoriterleşmenin önünü açıyor. Ayrıca, günümüz hakları kısıtlanan toplumsal kesimlerde rövanşist duyguları körüklemesi söz konusu..
BBP
BBP programında da temel hakları düşünce, mülk edinme, refah ve güvenlik, karar alma süreçlerine siyasi katılım şeklinde siyasi hakların bir toplamı olarak gördüğünü ifade ediyor. Partinin “temel hakların çiğnenmesine ya da yıkıcılığa alet edilmesine karşı olduğu” vurgulanıyor. Yeni anayasanın temel hak ve özgürlük anlayışını esas alması gerektiği önerisinde bulunuluyor. BBP'nin siyasi anlayışının temelinde “uluslararası standartlarla uyumlu ayrıca millî duyarlılıklara saygı gösteren özgür bir Türkiye” olduğu vurgusu bulunuyor. BBP de programı itibarıyla MHP’nin tam tersi olarak tıpkı AKP gibi temel haklar konusunda özgürlükçü bakış açısına sahip. Ayrıca programında kullandığı eleştirel dil, günlük siyasette karşılığını bulmuyor. Parti, kendi programıyla da çeliştiği AKP'nin temel hakları kısıtlayan uygulamalarını özgürlükçü bir bakış açısıyla eleştirmek yerine Cumhur İttifakı’na desteğini sürdürüyor. Bunun yanı sıra partinin sosyal konulardaki muhafazakar tavrı temel haklar konusundaki özgürlükçülüğünün inandırıcılığını düşürüyor.