Müsavat Dervişoğlu Trabzon Meydan’dan Erdoğan'a seslendi: Kelle değil, hesap istiyoruz!

I M G 2126-3

İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Müsavat Dervişoğlu, bugün saat 15.00'te Trabzon Meydan Parkı'nda miting düzenledi. "Bayrak açıyorum" temalı mitinge vatandaşlar geniş katılım sağladı.

I M G 2131-6

Genel Başkan Dervişoğlu mitingde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı;

Sizleri 27 Haziran’da Tandoğan Meydanı’ndan selamlamıştım. 16 Ağustos’ta Balıkesir’den, 19 Eylül’de de Aksaray’dan selamlamıştım. Bugün o üç meydanın selamını getirdim Trabzon’a. Ankara’nın selamını, Kuvayımilliye şehrinin selamını getirdim. Ve buradan Karadeniz’in selamını alıp yurdun dört bir yanına taşıyacağım. O gün söz vermiştim, durmayacağım demiştim. Durmadık. Susmayacağım demiştim. Susmadık. Bugün işte o sancağı Trabzon’a getirdik. Sizin ellerinizde yükseltmeye getirdik.

I M G 2124-2

Bu güzel açık hava toplantısının düzenlenmesinde yüksek katkılarına şahit olduğum başta Trabzon İl Başkanımız Muhammet Erkan olmak üzere tüm il ve ilçe teşkilatlarımıza; destek ve gayretleriyle bu güzel meydanı “Çırpınırdı Karadeniz” meydanına dönüştüren tüm Karadeniz il ve ilçe teşkilatlarımıza, değerli başkan ve yöneticilerime; sizin evladınız, Meclis’teki gür sesiniz, milletvekiliniz, benim de kardeşim Yavuz Aydın’la birlikte günlerdir bölgede çalışan, vatandaşın dertlerini dinleyen, sorunlarına çare arayan tüm milletvekillerimize, başkanlık divanı üyelerimize, Genel Merkez yöneticilerimize, danışmanlarımıza, velhasıl cümlemize şükranlarımı sunuyorum. Allah hepinizden razı olsun.

I M G 2128-4

Ortahisar’dan Akçaabat’a, Of’tan Sürmene’ye, Maçka’dan Çaykara’ya, Vakfıkebir’den Yomra’ya, Araklı’dan Şalpazarı’na, Beşikdüzü’nden Tonya’ya, Arsin’e; bu şehrin her ilçesine, her deresine, her yamacına, her yaylasına selam olsun.

I M G 2129-3

Müsavat Dervişoğlu Trabzon'dan Erdoğan'a seslendi: Kelle değil, hesap istiyoruz!
Kasım’ın bu soğuk ve yağmurlu gününde işinizi gücünüzü bırakıp bu meydana geldiniz. Fındığın, çayın, yaylanın derdini; denizin, fırtınanın, balık ağlarının cefasını; gurbetteki evladınızın hasretini, vatan sevdanızı yüreğinizde taşıyarak geldiniz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz. Ayaklarınıza sağlık, emeklerinize sağlık, yüreğinize sağlık. Hepinizi en içten duygularımla, sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

I M G 2132-4

Başkan Hisoğlu’ndan Mali Kiriz Çıkışı
Başkan Hisoğlu’ndan Mali Kiriz Çıkışı
İçeriği Görüntüle

Bu şehrin insanı fırtına çıktığında kayığını terk etmeyendir. Bu şehrin insanı fırtına çıktığında kayığını terk etmeyendir. Küreğine daha sıkı sarılandır. Bu şehrin insanı ekinini tarlasında, hayvanını yaylasında, ağını denizde terk etmeyendir. Bu şehrin insanı haine, düşmana, yolsuza vatanını terk etmeyendir.

Hepimizin ortak dertlerine çare bulalım. Bulacak olan bizleriz. Hepimizin yaraları var. Saracak olan bizleriz. Hepimizin kahırları var. Sırtımızdan atacak olan yine bizleriz.

Bu şehir sıradan bir şehir değil. Bu şehirde Fatih’in mührü var, Yavuz’un, Süleyman’ın imzası var. Buranın taşında, toprağında nizam ve kanun şuuru var. Vatan aşkı, millet duygusu var.

Bugün saraylarda oturanlar bunu unuttu. Makamı ebedî, koltuğu miras, milleti köle zannediyorlar. Bu şehir 1916’da Rus işgaline uğradı. Limanı düştü, şehir düştü, yaylalara kurdu siperini. Ama eğilmedi, bükülmedi, teslim olmadı. Ve 24 Şubat 1918’de bayrağı yeniden göndere çekti. İstiklalini savunmuş insan, istiklalini savunmuş şehir asla teslimiyet tanımaz.

İhanete el kaldıranlar değil, devlete; köy köy evini bırakıp siper kazanların mirasçılarıyız. Milletin hakkını canı pahasına koruyanların mirasçısıyız. Görsünler bu meydanı. Bir daha da bu millete “Sen karışma, senin adına biz karar veririz.” demeye kalkışmasınlar. Trabzon, Mustafa Kemal’in vasiyetini yazdığı, malını mülkünü Türk milletine bağışladığı şehirdir.

Bugün Türk milletinin hem alın teri çalınıyor hem de mirası yağmalanıyor. Canını, malını, bütün ömrünü bu millete verenler nerede? Bugün Türkiye’yi yönettiğini zannedenler nerede?

Müsavat Dervişoğlu Trabzon'dan Erdoğan'a seslendi: Kelle değil, hesap istiyoruz!
Biliyorsunuz, yaklaşık iki aydır borsa ve fon kriziyle uğraşıyoruz. İlk günden itibaren bunun sıradan bir iş olmadığını, Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygunu olduğunu söylüyoruz. İşin magazin yanıyla uğraşmayın. Bu suç tek başına işlenmez. Bu büyük bir suçtur. Bunun bürokratik ayağına, siyasi ayağına, bütün bağlantılarına bakın, diyoruz. Şimdi Adalet Bakanı karşımıza çıkıp diyor ki: “Kapsamlı bir suç yapılanması var.” Günaydın!

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da diyor ki: “Hiç ummadığımız insanlar bu işlerin içine girmişler.” Hiç ummadığınız insanlar öyle mi? Hiç ummadığınız… Genel başkan yardımcılarınız, atadığınız bürokratlar…

Madem ki hiç ummadığınız insanlar bu işe bulaşmış, işi millete niye bırakıyorsunuz? Açıklayın o haramzadelerin kimler olduklarını. Neden saklıyorsunuz? Milletin önüne birkaç kişinin kellesini istiyorlar, atıyorlar.

Buradan Recep Tayyip Erdoğan’a sesleniyorum: Biz senden kelle değil, Sayın Erdoğan, hesap istiyoruz!

Siz başa getirmediniz mi? MASAK’taki atamaları siz yapmadınız mı? Denetleyecek tüm kurul ve kurulları siz oluşturmadınız mı? Buraları iki dudağınız arasına siz hapsetmediniz mi Sayın Erdoğan?

Adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi dediniz ama tek adam sistemi kurdunuz. Devletin kurumlarını yok ettiniz. Devletin bürokrasisini perişan ettiniz. Liyakat yerine kişisel sadakati esas aldınız. Devleti partileştirdiniz, partiyi de devletleştirdiniz. Her atamayı tek imzaya bağladınız. O zaman her rezaletin altında da tek bir imza vardır. Bu düzenin mimarı da bekçisi de sorumlusu da Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Türkiye’nin her yerini dolaşıyoruz. Anadolu’yu karış karış arşınlıyoruz. Bizim talip olduğumuz, bu düzenin değiştirilmesidir. Bir ay içinde borsada yaklaşık dört buçuk trilyon liralık bir değer erimiştir. Para piyasası fonlarından 460 milyar lira buhar olmuştur. Tezgâhını büyütmek isteyen esnafın, kredi bulamayan fabrikanın, KOBİ’nin, emeklinin kıyıda köşede biriktirdiği kefen parası gitmiş. Çiftçi, sanayici, tüccar; hepsi mağdur olmuş. Ödemeler durmuş, para geri dönmüyor. Soygun tepeden tırnağa her yeri sarmış. Sadece 450 bin kişinin değil, 86 milyonun hakkı çalınmış.

Çalanlar belli, hâlâ saklıyorlar. Göz yumanlar belli. Kim kimin adamıdır diye ayırıyorlar. Çare belli ama yanaşmıyorlar. Hâlâ kaçıyorlar. Bu işlerin olacağı çok evvelden belliydi. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi. Biz İYİ Parti olarak tam bir sene önce uyardık. “Bu iş böyle gitmez. Bu borsada olan bitenin sonu felakettir.” dedik. Oralı bile olmadılar. Çünkü bunları tanıyorsunuz. Haram tatlı geldi, haram!

Çözümün adresi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni gösterdik. “PKK’ya af peşinde, tatile statü peşinde koşacağınıza gelin bu vurgunu el birliğiyle araştıralım.” dedik.

Araştırma önergemizi reddettiler. İşte milletvekillerimiz burada. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kahramanca mücadele ediyorlar. Tedbir almaktan kaçtılar. Çünkü işlerine gelmedi. Çünkü çalan da aynı, çaldıran da aynı, yiyen de aynı, yediren de aynı, yol veren de aynı. Bugün önümüze seçmece günah keçileri koyuyorlar. Boş yere yapmayın bunu. Ben söylüyorum: Hepiniz oradaydınız. Hepiniz suçlusunuz. Hepiniz günahkârsınız. Hepiniz haramzadesiniz.

Vekili, bürokratı, valisi, yargı mensubu, genel müdürüyle, şirketi, kurumu, denetçisiyle hepiniz bu soygunun içindesiniz. Üç beş tutuklamayla çözülebilecek bir iş değildir bu. 25 sene boyunca tutmadığınız köşe başı yok ki. Yapmadığınız atama, imzalamadığınız belge yok ki siz paçayı kurtarabilesiniz.

Biriniz tuttunuz, biriniz getirdiniz, biriniz pişirdiniz. Hep beraber de yediniz.

Haram zıkkım olsun inşallah.

Müsavat Dervişoğlu Trabzon'dan Erdoğan'a seslendi: Kelle değil, hesap istiyoruz!
Cumhurbaşkanı diye, “Bu işlere hiç ummadıkları karışmışmış.” Her şeyin sorumlusu sensin Sayın Erdoğan. Yetki senin. Kaçamazsın. Yetki seninse sorumluluk da senindir. Şimdi hesap zamanı. Bu hesabı senden hem bu dünyada hem de öbür dünyada sormak boynumuzun borcu olsun. “Allah affetsin, milletim hakkını helal etsin.” diyerek kaçamazsın.

İşte bu yolsuzluğa, bu yüzsüzlüğe, Cumhuriyet tarihinin iktidarın koruması ve gözetimi altında yapılmış bu en büyük soygununa karşı bayrak açıyoruz. Onun için meydan meydan dolaşıyoruz. “Bat yandaşın sonu, iktidarın sonu olacak!” diye haykırmak üzere Anadolu’yu dolaşıyoruz.

Her konuda yalan söylemeyi marifet bildiler. Her kutsalımıza, kendi hesaplarına bir kulp bularak anlam kazandırmaya çalıştılar. Böyle bir alışkanlık edindiler. Dış politikada el pençe divan durmanın adını başarı, ne istiyorsa yapmanın adını dünya liderliği koydular.

Neyi mi kastediyorum?

İki gün önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir yasa kabul edildi. Adını Mekke Anlaşması koydular. Millet ne olduğunu anlamasın diye “Kâbe-i Muazzama’yı koruyacağız, buna mı karşı çıkıyorsunuz?” diyerek yalan söylediler. Hayır!

Buradan sesleniyorum: Kâbe-i Şerif’in korunması için yasaya, tezkereye, anlaşmaya ihtiyaç yoktur. Biz Türk milletiyiz. Kâbe’miz tehlikeye girdiğinde dünyayı ayağa kaldırırız. Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Biz, Türk ordusunun, Mehmetçiğimizin, sultanedanı için seferber edilmesine, petrol şirketlerinin dolarlarının koruyucusu yapılmasına karşıyız, dedik. Sorduk, soruyoruz: Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Siz kimin yanında veya karşısındasınız?

Suudi Arabistan ve Yemen yıllardır çatışıyor. Biz burada Yemen ile niçin karşı karşıya geliyoruz? Niçin düşman oluyoruz, dedik. Yanıt vermiyorlar. Duygusal sömürü yapmaktan, doğruları açıklama imkânını kendilerinden esirgiyorlar. Çünkü kendi menfaatleri üzerine bina edilmiş bir sistemleri var. İran, İsrail ve ABD tarafından biliyorsunuz, vurulmakta. Yemen ise burada İsrail ile açık cephe almış durumdadır.

“Siz Yemen’in karşısına geçmekle İsrail ile ittifak kuruyorsunuz.” dedik. Aslında bunun yanıtını son iki gündür seçim mağlubiyetiyle afallamış Trump veriyor. “Erdoğan, ne diyorsam beni kırmıyor, yapıyor.” diyor. Sizin anlayacağınız, o dünya liderliği masalları bundan ibarettir. Gavura ne istiyorsa veriyorlar. Türk milletinden, Türk milletinin hakkı olanı esirgiyorlar. Mesele budur.

İYİ Parti olarak eğer yollara düşüp bayrak açtıysak bu bayrağı onun için açıyoruz. Milletimiz için açıyoruz. İstikbalimiz için, gençlerimiz için, yavrularımızın geleceği için açıyoruz. Ankara’nın, Balıkesir’in, Aksaray’ın, Trabzon’un hepsini gezdik, dolaştık. Parti teşkilatımız son iki ay içerisinde 76 ilde program yaptı. Türkiye’nin her yerinde problem aynı. Türkiye dert kaynıyor. İşte o dertler için bayrak açıyoruz.

103 sene oldu Cumhuriyet’i kurduk. Evladımıza iş bulmak, kimsenin kapısında beklememek, köle olmamak istedik. Hakkımız olan bir şeyi elde edebilmek için Ankara’da dayı aramayalım, dedik. Mecliste bizim adımıza konuşana, “Ben sana bunun için mi oy verdim?” diye hesap soralım istedik.

İşte bu sebeple konuşacağız. Bu hesabı soracağız ve bu hesabı sorarken de herkesle hesaplaşacağız.

Kimseden çekinecek, kimsenin lafına küsecek, kimsenin davranışına burkulacak değiliz.

Muhabir: Serpil Yazıcı