Doğu Karadeniz’deki Büyük Taşkınlara Neden Olan Yağışa Yakın Bir Yağış İstanbul’a Düştü

Türkiye’nin en fazla yağış alan bölgelerinden biri olan Artvin’in Hopa ilçesinde, 2015 yılında büyük taşkın ve heyelanlara neden olan 287,2 milimetrelik yağışın yaklaşık %84’üne karşılık gelen 242 milimetre yağış, İstanbul’un Beykoz ilçesinde kaydedildi. İstanbul’un yıllık ortalama yağışının yaklaşık 677 milimetre olduğu düşünüldüğünde, tek bir yağış olayında, bu miktarın yaklaşık %36’sına karşılık gelen oranda yağışın düşmesi, tehlikenin boyutlarını gözler önüne serdi. İstanbul için belirtilen yağış değerleri,İBB/AKOM ölçümlerine dayanmaktadır.

MSB duyurdu: Pençe-Kilit operasyonunda Piyade Uzman Çavuş Mustafa Aslan şehit oldu
MSB duyurdu: Pençe-Kilit operasyonunda Piyade Uzman Çavuş Mustafa Aslan şehit oldu
İçeriği Görüntüle

Dere Yataklarının Üzerine Şehirler Kurduk, Şimdi de Suyun Nereye Gideceğini Tartışıyoruz

Doğu Karadeniz’deki büyük taşkınlara neden olan yağış miktarına, İstanbul gibi bir metropolde de ulaşılabilmesi, kentleşme politikalarının ve afet risk yönetiminin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle dere yataklarının daraltıldığı, üzerlerinin kapatıldığı, doğal drenaj sistemlerinin bozulduğu ve geçirimsiz yüzeylerin giderek arttığı şehirlerde, aşırı yağışların sonuçları çok daha ağır olabiliyor.

Taşkın ve Heyelan Tehlikesi Yalnızca Doğu Karadeniz’in Sorunu Değil, Türkiye’nin Ortak Sorunudur

Aşırı yağışların yalnızca taşkınlara değil, özellikle eğimli ve jeolojik açıdan duyarlı alanlarda heyelanlara da neden olabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ersoy, geçmişte büyük afetler yaşanmamış olmasının, gelecekte de yaşanmayacağı anlamına gelmediğini vurguladı. Türkiye’deki bütün yerleşim alanlarının, deprem tehlikesinin yanı sıra taşkın, heyelan ve diğer doğa kaynaklı afetler açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Türkiye’nin Her Bölgesi Aşırı Yağışlara Bağlı Afetlerle Karşılaşabilir

14-15 Ekim 2026 tarihinde, İstanbul’da meydana gelen aşırı yağışlar, ülkemizin doğa kaynaklı afetlere yönelik bakış açısının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha göstermiştir. Türkiye’de afet denildiğinde, akla öncelikle depremler gelmektedir. Oysa ülkemiz; jeolojik, jeomorfolojik ve iklimsel özellikleri nedeniyle heyelan, taşkın ve kaya düşmesi gibi birçok doğa kaynaklı afetin de yoğun olarak yaşandığı bir coğrafyadır. İstanbul Valiliği’nin, 14 Ekim 2026 tarihli açıklamasına göre, saat 06.00-20.00 arasında, AFAD ve 112 Acil Çağrı Merkezi’ne toplam 2.518 ihbar ulaşmış; bu sürede 1.277 su baskını ve 15 heyelan kaydı oluşturulmuştur. Aynı açıklamada, 47 mahsur kalma ihbarına da yer verilmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Afet Koordinasyon Merkezi’nin (AKOM) paylaştığı yağış verilerine göre, İstanbul’daki son yağışlarda; Beykoz’da 242 mm, Eyüpsultan’da 190,5 mm ve Sarıyer’de 187,9 mm yağış kaydedilmiştir. İstanbul’un yıllık ortalama yağışının yaklaşık 677 mm olduğu düşünüldüğünde, Beykoz’da tek bir yağış olayı sırasında, yıllık ortalamanın yaklaşık üçte birinden fazlasına karşılık gelen yağışın düşmesi, olayın büyüklüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Ancak bu olayın asıl dikkat çekici yönü, İstanbul’daki yağış miktarlarının, Türkiye’nin en fazla yağış alan bölgelerinden biri olan Doğu Karadeniz’deki büyük taşkın ve heyelanlara neden olan yağış miktarlarına yaklaşmış olmasıdır. Örneğin; 24 Ağustos 2015 tarihinde, Artvin’in Hopa ilçesinde meydana gelen ve büyük can ve mal kayıplarına yol açan taşkın ve heyelanlar sırasında 287,2 mm yağış kaydedilmiştir. Meteoroloji Genel Müdürlüğü uzmanları tarafından gerçekleştirilen bilimsel çalışmada, söz konusu yağışın, yaklaşık 100 yıllık tekerrür süresine karşılık geldiği belirtilmektedir. İstanbul’un Beykoz ilçesinde kaydedilen 242 mm yağış ise Hopa’daki bu büyük afete neden olan yağış miktarının yaklaşık %84’üne karşılık gelmektedir. Burada üzerinde durulması gereken temel gerçek şudur: Türkiye’nin en yağışlı bölgelerinden birinde, büyük bir taşkın ve heyelan afetine neden olan yağış miktarına yakın bir yağış, ülkemizin en kalabalık metropolünde de meydana gelebilmektedir.

Elbette taşkın ve heyelanların oluşumunu yalnızca yağış miktarı belirlemez. Yağışın süresi ve şiddeti, havzanın büyüklüğü, yamaç eğimi, jeolojik ve jeoteknik özellikler, arazi kullanımı ve doğal drenaj koşulları, söz konusu olayların gelişiminde belirleyicidir. Bununla birlikte İstanbul örneği, aşırı yağışlara bağlı afet tehlikesinin yalnızca Doğu Karadeniz’e özgü olmadığını açıkça göstermektedir.

Doğal Drenaj Sistemlerini Bozarak Taşkın Riskini Büyütüyoruz

Doğu Karadeniz’de akarsular, yüksek eğimli ve yoğun yağış alan havzalarda gelişmektedir. Bu bölgede şiddetli yağışlar, özellikle ayrışmış zeminlerin ve yüksek eğimli yamaçların bulunduğu alanlarda, taşkınlarla birlikte heyelanları da tetikleyebilmektedir.

İstanbul gibi büyük şehirlerde ise sorun, farklı bir boyut kazanmaktadır. Birçok dere yatağı; yerleşime açılmış, daraltılmış, üzeri kapatılmış veya doğal akış koşulları değiştirilmiştir. Betonlaşma ve asfalt yüzeylerin artmasıyla yağmur sularının toprağa sızma imkânı azalmış, yüzeysel akışın miktarı ve hızı artmıştır.

Doğal dere yataklarını ortadan kaldırarak suyun akış yollarını değiştirdiğimiz şehirlerde, böylesine büyük yağışlar karşısında yalnızca altyapının kapasitesini tartışmak yeterli değildir. Öncelikle şehirlerimizin nasıl planlandığını sorgulamamızgerekmektedir. Öte yandan aşırı yağışlar yalnızca akarsu yataklarında taşkınlara neden olmamaktadır. Özellikle eğimli arazilerde, jeolojik ve jeoteknik özelliklere bağlı olarak yamaçların duraylılığını da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu nedenle taşkın ve heyelan tehlikesinin,birbirinden bağımsız değerlendirilmesi doğru değildir. Aynı yağış olayı, bir bölgede taşkına neden olurken başka bir bölgede heyelanları tetikleyebilmektedir.

Afet Riskini Yalnızca Geçmişte Yaşanan Olaylara Göre Değerlendiremeyiz

Daha da önemlisi, bu ölçekteki yağışların yalnızca İstanbul veya Doğu Karadeniz’de yaşanabileceğini düşünmek, büyük bir yanılgıdır. Ülkemizin farklı bölgelerinde, uygun meteorolojik koşullar altında, benzer aşırı yağış olayları meydana gelebilmektedir.

Bugüne kadar büyük bir taşkın veya heyelan yaşanmamış olması, herhangi bir yerleşim alanının, gelecekte bu afetlerle karşılaşmayacağı anlamına gelmemektedir. Bu nedenle şehirlerin gelişim planları hazırlanırken yalnızca geçmiş afet kayıtları değil, olası aşırı yağış senaryoları, havza özellikleri, doğal akarsu sistemleri ve jeolojik koşullar da dikkate alınmalıdır.

Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeği ne kadar önemli ise aynı zamanda bir heyelan ve taşkın ülkesi olduğu gerçeği de o kadar önemlidir. Afet risklerinin azaltılmasında,bütünleşik bir yaklaşım benimsenmeli ve şehirlerimizin planlanmasında; doğal akarsu sistemleri, havza özellikleri, jeolojik ve jeoteknik koşullar ile gelecekte karşılaşılabilecek aşırı meteorolojik olaylar, mutlaka dikkate alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki aşırı yağış, doğal bir olaydır. Ancak bu yağışın büyük bir afete dönüşmesinde; yanlış arazi kullanımı, plansız kentleşme, doğal drenaj sistemlerine yapılan müdahaleler ve yetersiz risk yönetiminin, önemli bir payı bulunmaktadır.

Bugün, İstanbul’da yaşananlar yalnızca bir yağış olayı olarak değil, Türkiye’deki bütün şehirler için ciddi bir uyarı olarak değerlendirilmelidir.

Prof. Dr. Hakan Ersoy

Karadeniz Teknik Üniversitesi

Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi

Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi

Muhabir: Ömer Altıntaş