Başkan Hisoğlu, “Dünya değişiyor. Güç dengeleri yeniden kuruluyor. Türkiye ise artık bu değişimi izleyen değil, yön veren ülkeler arasında yer alıyor. Uluslararası sistemin önemli bir dönüşümden geçtiği bir dönemdeyiz. Küresel güç rekabeti, bölgesel krizler ve güvenlik tehditleri ülkeleri yeni ittifak ve iş birliği modelleri aramaya yöneltiyor. Özellikle Orta Doğu’da yaşanan gelişmeler, bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini daha güçlü şekilde ele almalarının artık bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olduğunu ortaya koyuyor.” ifadelerini kullandı.

ÜÇ ÜLKENİN ORTAK GÜCÜ

Başkan Hisoğlu, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenen Mekke Anlaşması bu açıdan yalnızca bir savunma iş birliği olarak değerlendirilmemelidir. Bu gelişme; güvenlikten savunma sanayisine, teknolojiden enerjiye, ekonomiden diplomasiye kadar uzanabilecek yeni bir bölgesel iş birliğinin kapısını aralayabilecek stratejik bir adımdır. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın sahip oldukları imkânlar birbirini tamamlayan özellikler taşıyor.

Türkiye; gelişen savunma sanayii, üretim kabiliyeti, teknolojik altyapısı ve diplomatik tecrübesiyle öne çıkıyor. Suudi Arabistan; enerji kaynakları, ekonomik gücü ve yatırım kapasitesiyle bölgenin en önemli aktörlerinden biri. Pakistan ise askerî tecrübesi, nüfusu ve stratejik kapasitesiyle önemli bir güç merkezi. Bu üç ülkenin kendi güçlü yönlerini ortak projelerde buluşturabilmesi, önümüzdeki yıllarda yeni fırsatların ortaya çıkmasını sağlayabilir. Özellikle savunma sanayii alanında ortak üretim, teknoloji geliştirme, eğitim ve lojistik iş birlikleri Türkiye açısından önemli ekonomik ve stratejik kazanımlar oluşturabilir.

“GENÇ’İN YAPTIĞI İŞİN ARKASINDAYIZ”
“GENÇ’İN YAPTIĞI İŞİN ARKASINDAYIZ”
İçeriği Görüntüle

Ancak Türkiye’nin kazanımı yalnızca ekonomik rakamlardan ibaret değildir.” açıklamasında bulundu.

TÜRKİYE’NİN ASIL KAZANCI: STRATEJİK AĞIRLIK

“Türkiye’nin coğrafyası ona tarih boyunca önemli bir avantaj sağlamıştır.” diyen Başkan Hisoğlu, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Avrupa ile Asya’nın, Karadeniz ile Akdeniz’in ve Orta Doğu ile Türk dünyasının kesişme noktasında bulunan Türkiye, bugün bu coğrafi avantajını güçlü devlet kapasitesiyle desteklemektedir.

Bugün Türkiye yalnızca kendi güvenliğini sağlamaya çalışan bir ülke değildir. Bölgesel krizlerin çözümünde, enerji güvenliğinde, ticaret yollarında, savunma sanayisinde ve diplomatik girişimlerde etkili bir aktör haline gelmiştir. Mekke Anlaşması’nın Türkiye açısından önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Türkiye, farklı coğrafyalardaki ülkelerle aynı anda ilişki kurabilen ve farklı güç merkezleri arasında diplomatik köprü oluşturabilen nadir ülkelerden biridir. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin ekonomik ve siyasi boyutu genişledikçe Türkiye’nin bölgesel ağırlığının daha da artması mümkündür.”

KİM KAZANACAK?

“Aslında doğru soru ‘Kim kazanacak?’ değil, ‘Bu iş birliğinden kimler kazanacak?’ olmalıdır. Başarılı bir şekilde yürütülmesi halinde üç ülkenin de kazanacağı bir tablo ortaya çıkabilir.

Suudi Arabistan güvenlik ve teknoloji kapasitesini artırırken, Pakistan yeni ekonomik ve teknolojik imkânlara ulaşabilir. Türkiye ise savunma sanayii ihracatından ortak yatırımlara, enerji ve ticaretten diplomatik nüfuza kadar geniş bir alanda kazanımlar elde edebilir.

Fakat Türkiye’nin daha büyük bir kazanımı olacaktır: Türkiye’nin karar verici bir bölgesel güç olarak konumunun daha da güçlenmesi.”

YENİ BİR BLOK DEĞİL, YENİ BİR DENGE

“Mekke Anlaşması’nı herhangi bir ülkeye karşı oluşturulmuş bir blok şeklinde değerlendirmek doğru değildir. Türkiye’nin dış politika anlayışı, bir tarafa bağımlı olmak yerine farklı ülkelerle kendi millî menfaatleri doğrultusunda güçlü ilişkiler geliştirebilmektir.
Bu yaklaşım Türkiye’ye daha geniş bir diplomatik hareket alanı kazandırmaktadır. Bugün Türkiye’nin hedefi başkalarının kurduğu masalarda yer bulmak değildir. Türkiye’nin hedefi, kendi menfaatlerini koruyarak masanın kurulmasında söz sahibi olmaktır.”

CUMHURBAŞKANIMIZIN LİDERLİĞİ

“Burada Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinin altını özellikle çizmek gerekir. Bugün Türkiye’nin savunma sanayisinde geldiği noktayı, dış politikadaki hareket alanını ve bölgesel gelişmeler karşısındaki etkinliğini geçmişten bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Yıllar önce Türkiye’nin kendi savunma teknolojisini üretmesi gerektiğini söyleyen bir siyasi irade ortaya konuldu.

Bugün ise Türkiye; insansız hava araçlarından deniz platformlarına, elektronik harp sistemlerinden hava savunma teknolojilerine kadar kendi imkânlarıyla üreten ve dost ülkelerle ortak projeler geliştiren bir ülke konumundadır. Bu dönüşüm, yalnızca bir savunma sanayii başarısı değildir. Bu dönüşüm aynı zamanda stratejik bağımsızlık anlayışının bir sonucudur.

Cumhurbaşkanımızın yıllardır kararlılıkla sürdürdüğü çok yönlü dış politika anlayışı da Türkiye’nin bugün farklı coğrafyalarda etkili olabilmesinin önünü açmıştır.”

BÖLGESEL GELİŞMELERİN NESNESİ DEĞİL, ÖZNESİYİZ

“Mekke Anlaşması’nın bugün attığı adımın yarın nereye ulaşacağını zaman gösterecek. Fakat şunu görmek zor değil: Türkiye artık bölgesel gelişmelerin nesnesi değil, öznesidir. Güçlü savunma sanayii, güçlü ekonomi, güçlü diplomasi ve doğru stratejik vizyon bir araya geldiğinde Türkiye’nin önünde çok daha büyük fırsatlar bulunmaktadır. Türkiye Yüzyılı’nın anlamı da tam olarak budur. Kendi kararlarını verebilen, kendi teknolojisini üreten, dostlarıyla güçlü ortaklıklar kuran ve bölgesel barışın tesisinde sorumluluk alan bir Türkiye. Bu yürüyüşün en önemli kazanımı ise gelecek nesillere daha güçlü, daha bağımsız ve daha itibarlı bir Türkiye bırakmaktır.

Bugün Türkiye’nin geldiği noktaya baktığımızda, bu büyük dönüşümde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu siyasi iradenin ve liderliğin izlerini açıkça görüyoruz. Türkiye’nin önünde yeni bir dönem vardır. Ve biz inanıyoruz ki; Türkiye Yüzyılı, güçlü Türkiye’nin yüzyılı olacaktır.”

Muhabir: Serpil Yazıcı