Trabzon’da Hekim-sen, ‘dövülüyoruz, öldürüyoruz ve ek ödemelerle kandırılıyoruz, 1-2 Ağustos’ta iş bırakıyoruz dedi. Hekim-sen Trabzon Şube Başkanı yapmış olduğu basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi;

IMG_5005

“Sağlık ve sosyal hizmet kolunda görev yapan kamu çalışanları olarak ortak taleplerimizi ve haklı mücadelemizi daha yüksek sesle haykırabilmek ve hakkımız olanı alabilmek adına sağlık alanında aktif 21 Sivil Toplum Kuruluşu ayrı yönlerimizi bir kenara bırakarak SABİM ismini verdiğimiz platform çatısı altında bir araya geldik.


Toplu sözleşme taleplerimizi belirleyerek, platformun büyük çoğunluğunun katılımıyla 1-2 Ağustos’ta ülke genelinde iş bırakma kararı aldık. Çünkü dövülüyoruz, öldürülüyoruz. Her türlü izinde kesilen ek ödemelerle kandırılıyoruz.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi; üstlerimizin mobbingine uğruyoruz ve sonuç olarak, tükeniyoruz!

Tırnak makasıyla AVM’lere girilemeyen bir zamanda; silahlı, bıçaklı şahıslar polikliniğe, acil servislere kadar ellerini kollarını sallaya sallaya girebiliyor ve bizlere kamu hizmeti sunarken şiddet uygulayabiliyorlar. Hastanelere konulan metal dedektörler adeta bir SÜS görevi görüyorlar. Dr. Ekrem Karakaya’nın Konya’da silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin üstünden 1 yıl geçmesine rağmen ne yazık ki hala gerekli dersler alınabilmiş ve sağlıkta şiddetin önüne geçilebilmiş değil. Bizler şiddetin gölgesinde sağlık hizmeti sunmaya çalışıyoruz.


“HER EŞİTLİK ADALET DEĞİLDİR”
Çeşitli kalemler altında ödenen ve emekliliğe yansıtılmayan ek ödemelerle avutuluyoruz, kandırılıyoruz. Gerçek enflasyon karşısında bizlere %17.5 zam reva görülürken, emekliliğimize yansımayan seyyanen zam ile eğitimli olmanın cezalandırıldığı bir tablonun kurbanı oluyoruz. Seyyanen demek; herkese eşit demektir. Fakat unutmayalım ki; her eşitlik, adalet değildir. Adil bir dağılım içinse mesleklerimize sahip olmak için çekilen çilenin, çalışırken yıpranmanın, alınan riskin gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz.


Alım gücümüz büyük bir hızla azalıyorken, fazla mesai ücretimiz, iş hukukuna göre normal mesaimizin 2 katı olması gerekirken, bizler yarısından az alıyoruz. Özellikle büyükşehirlerde kiralarımızı ödemekte zorlanıyor, çocuklarımızın eğitim masraflarını karşılayamıyoruz.

Aile Sağlığı Merkezlerinde görev yapan aile hekimleri işveren, aile hekimliği birimleri ise işletmeye dönüştürülerek kaderlerine terk ediliyor. ASM’lerin masraflarını artık hekimler kendi ceplerinden karşılamaya başlamış, güvenlik görevlisi bile olmayan aile hekimliği sistemi çöküş dönemine girmiştir. Sağlık sistemindeki kargaşa ve huzursuzluk nedeniyle, hekimlerimiz, hemşirelerimiz, ebelerimiz, teknikerlerimiz, teknisyenlerimiz; genel idari, teknik ve yardımcı hizmetler sınıflarındaki çalışanlar gibi sağlık ekibinin hiçbir üyesi artık nefes alamıyor.


Daha ne kadar dibe batabiliriz? Diyoruz. Ama her geçen gün daha kötüye gidiyoruz. Toplu Sözleşme Görüşmelerinin başladığı bugün belirtmek isteriz ki, yetkili sendika Sağlık-Sen’in toplu sözleşme teklifinde ileri sürdüğü, “dayanışma aidatını” kabul etmiyoruz. Sendikal ikramiyenin barajlara bağlanmasını kabul etmiyoruz. Sabit ek ödemede artış talep edilirken, bu artışın ayrımcılığa yol açarak “tabip dışı” kadrolara istenmesini kabul etmiyoruz. Demokratik tepkimizi meşru zeminde göstererek, hep beraber, tek bir ağızdan “artık yeter, hakkımızı verin” diyoruz.


Biz sağlık çalışanları olarak herkesten iyi biliyoruz ki; sağlık, en temel haktır. Ülkemizde oluşacak ideal sağlık sisteminin en büyük destekçisi olan bizler, hastalarımızın nitelikli tedavi olma, bakım alma ve iyileşme hakkını savunduğumuzun bilinmesini arzu ediyoruz. Pandemide ve her türlü zorlu şartlarda hastalarımıza verdiğimiz fedakârca hizmetin unutulmamasını bekliyoruz.

Nitelikli sağlık hizmeti için verilecek bu mücadelede sadece kendimiz için değil, hastalarımız için de mücadele ettiğimizin bilinciyle, tüm halkımızı yanımızda olmaya davet ediyoruz.

Bu sebeplerle hakkımız, halkımız ve hastalarımız için, ideal bir sağlık sistemi için, bugün ve yarın acil işlemler dışında sağlık hizmeti sunumunu durduruyor, iş bırakıyoruz.”

Editör: Muharrem Altıntaş