Memur-Sen, 2026 yılının memurlar için ilk maaş günü olan 15 Ocak Perşembe günü, Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlediği basın açıklamasıyla kamuda yaşanan ücret dengesizliği ve gelir adaletsizliğine dikkat çekti.

D730B16B 0A54 4B84 B8A9 21F7F7D9A12C

“Ücrette Dengesizlik, Gelirde Adaletsizlik, Kamuda Huzursuzluk Bitsin! Kamuda Ücret Reformu İstiyoruz!” sloganıyla yapılan açıklamaya Memur-Sen üyeleri ve çok sayıda kamu çalışanı katıldı.

2025 EĞİTİM RAPORU

2025 yılı, eğitim alanına yönelik olarak hayata geçirilen çok yönlü saldırı ve tehditler özellikle laik bilimsel eğitim anlayışına açıkça meydan okunduğu bir yıl oldu.

Sınav odaklı eğitim, okulların fiziki altyapı ve donanım eksikliklerinin sürmesi, kalabalık sınıflar sorunu, ikili öğretim, taşımalı eğitim, çocuk ve gençlerin dini cemaat ve vakıfların kreşlerine ve yurtlarına yönlendirilmesi, çocuklara yönelik taciz ve istismar vakalarının artması, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlik ve ücretli öğretmenlik uygulamasının sürmesi, ataması yapılmayan öğretmenler sorunu vb. gibi çok sayıda sorun eğitim sisteminin belli başlı sorunları olarak 2025 yılına damgasını vurdu.

ÇOCUKLARA VE HAKLARINA YÖNELİK TEHDİTLER ARTTI

Türkiye’de çocuklar; 2025 yılında da sağlık, eğitim, güvenlik ve sosyal koruma alanlarında ciddi ihlallerle karşı karşıya kaldı. Çocuk yaşta evlilikler, cinsel istismar, çocuk işçiliği devam etti. Ekonomik kriz, yoksulluk ve sosyal politikaların yetersizliği, en ağır bedeli çocuklara ödetti. Türkiye’de yaklaşık 2,3 milyon çocuk işçi bulunurken bu yıl 91 çocuk iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. İSİG verilerine göre, son 12 yılda iş cinayetlerinde hayatını kaybeden çocuk sayısı en az 770 oldu.

2025 yılı itibariyle 611 bin 612 çocuk örgün eğitim dışında ve bunun yaklaşık yarısı kız çocuğu. Net okullaşma oranı 5 yaşta yüzde 84,3; İlkokulda yüzde 95; Ortaokulda yüzde 91,5; Ortaöğretimde yüzde 88’dir. Bu oranların ardındaki sınıfsal ve bölgesel eşitsizlik çok daha derin. Kırsal bölgelerde, yoksul hanelerde ve göçmen topluluklarda yaşayan kız çocukları eğitimden dışlanıyor. 2025 yılında geçici koruma altındaki kız çocuklarının sadece yüzde 48,86’sı okula gidebildi.

ÖĞRENCİLERİN BESLENME VE BARINMA SORUNLARI DERİNLEŞTİ

2025 yılı, ekonomik sorunların ve halkın yaşadığı geçim krizinin eğitim üzerindeki yıkıcı etkilerinin en somut görüldüğü yıl oldu. Eğitim Sen’in yıl boyunca meydanlarda dile getirdiği “Okullarda bir öğün ücretsiz yemek ve temiz su” talebi, MEB tarafından yine görmezden gelindi.

Barınma krizi ise üniversite öğrencilerinden sonra ortaöğretim düzeyine kadar indi. KYK yurtlarının yetersizliği ve fahiş kira artışları, öğrencileri tarikat ve cemaat yurtlarına mahkûm etme politikasının bir parçası olarak sürdürüldü.

OKULLARDA TEMİZLİK, HİJYEN VE DESTEK PERSONELİ YETERSİZLİĞİ

Türkiye genelinde 60 bini aşkın devlet okulunda 49 bin 578 kadrolu temizlik personeli görev yaparken, diğer okullar dışarıdan hizmet satın alarak ya da İŞKUR personeli görevlendirilerek okul temizliği sorununu çözmeye çalıştı.

2025 yılında Toplum Yararına Çalışma Programı (TYP)kapsamında 70 bin temizlik (ve güvenlik) personeli alımı yapıldı. Eğitim kurumlarında ihtiyaç kadar personel görevlendirilmemesi nedeniyle pek çok okulda ciddi temizlik sorunları yaşandı. Okulların temizlik işlerinin velilerin sırtına yüklenmesi veya öğretmenler ile öğrencilere yaptırılmaya çalışılması, kamusal eğitimin iflasının bir başka göstergesi oldu.

EĞİTİM HARCAMALARI YİNE VELİLERİN SIRTINA YIKILDI

Anayasa’ya göre parasız olması gereken temel eğitim, 2025 yılında tarihin en maliyetli dönemini yaşadı. Okul kayıtlarından “bağış” adı altında alınan ücretler, kırtasiye malzemelerindeki fahiş artışlar, servis ücretleri ve yemek masrafları eğitim maliyetlerini karşılanamaz düzeye getirdi.

MEB bütçesinin büyük kısmını zorunlu harcamalara ayırması ve eğitim yatırımlarına ayrılan payın sürekli azaltılması nedeniyle okulların temel ihtiyaçlarının sık sık velilerden toplanan paralarla karşılanmasına neden oldu.

OKULDA ŞİDDET VAKALARI

2025 yılı, okulların sadece fiziksel olarak değil, sosyal ve psikolojik olarak da güvensiz hale geldiği bir yıl oldu. Okullarda artan şiddet olayları, sadece polisiye tedbirlerle çözülmeye çalışılırken, sorunun temelindeki sosyo-ekonomik nedenler ve liyakatsiz yönetim anlayışı olduğu yeterince tartışılmadı.

2025, çocuk haklarının kâğıtüzerinde kaldığı, okulların güvenli liman olma özelliğini yitirdiği bir yıl olarak hafızalara kazındı.

“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ”UYGULAMALARI EĞİTİMDE TAHRİBAT YARATTI

2024-2025 eğitim öğretim yılı itibarıyla kademeli olarak hayata geçirilen “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”, eğitimin bilimsel ve laik temellerine yönelik en kapsamlı saldırı aracı oldu. Maarif modeli bilimi, sanatı ve felsefeyi dışlayan, evrensel değerler yerine dini referansları ve “inanç temelli eğitimi” merkeze alarak düşünen, eleştiren ve sorgulayan bireyler yerine biat eden nesiller yetiştirmeyi amaçladığının somutlandığı ideolojik bir inşa olarak karşımıza çıktı. Müfredatın “sadeleşme”adı altında içeriğinin boşaltılması, öğrencilerin bilişsel gelişimini engellemiş ve eğitim sistemini iktidarın siyasal projelerinin uygulama sahasına çevirdi.

OKULLARDA DİNSELLEŞME VE ÇEDES UYGULAMALARI

“Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum”(ÇEDES) projesi, 2025 yılında okulların içine kadar giren dini yapılanmaların ana damarı oldu.

Trabzonlu sanatçı Hızır Acil’den acı haber: Hayatını kaybetti
Trabzonlu sanatçı Hızır Acil’den acı haber: Hayatını kaybetti
İçeriği Görüntüle

Eğitim Sen, bu projelerle pedagojik formasyonu olmayan kişilerin okullara girerek çocukların psikolojik güvenliğini tehdit ettiğini ve tarikat/cemaatlerle imzalanan protokollerin derhal iptal edilmesi gerektiğini her platformda savunmaya devam etti.

ÇOCUK İŞÇİLİĞİNİN MEŞRULAŞTIRILMASI VEMESEM UYGULAMALARI

2025 yılı, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) üzerinden çocuk emeği sömürüsünün “beceri eğitimi” adı altında kurumsallaştığı bir yıl oldu. Öğrencilerin “çırak” adı altında ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılması sonucu yaşanan iş kazaları ve çocuk ölümleri, eğitim sisteminin çocukların yaşam hakkını dahi koruyamadığını bir kez daha gösterdi.

PROJE OKULLARINDAKİ TASFİYE VE NORM KADRO SORUNU

2025 yılında proje okulları, liyakatin tamamen terk edildiği ve siyasi kadrolaşmanın merkezi haline getirildiği birer “tasfiye operasyonu” sahasına dönüştü. Çok sayıda öğretmen ikamet adresinin uçak uzağına yer alan okullara adeta sürgün edildi. Kıdemli ve deneyimli öğretmenler “norm kadro fazlası” ilan edilerek okul dışına itilirken, yerlerine herhangi bir nesnel kritergözetilmeksizin siyasi referanslı atamalar yapıldı. Yaşanan hukuksuzluk mahkeme kararları ile de tescillendi. Başarılı okulların kurumsal hafızasını yok eden öğretmen rotasyonları ve keyfi atamalar, bu okulların niteliğini ciddi şekilde aşındırdı.

Norm kadro belirleme süreçlerindeki şeffaf olmayan uygulamalar, 2025 yılında binlerce öğretmenin görev yerinin rızası dışında değiştirilmesine neden oldu. Okulların ihtiyacı olan kadrolar boş tutulurken, mevcut kadroların “proje” kılıfı altında yandaş sendika üyeleriyle doldurulması, eğitimde çalışma barışını kökünden sarstı. Bu durum, sadece öğretmenlerin özlük haklarını değil, aynı zamanda öğrencilerin eğitim sürekliliğini ve okul iklimini de ağır bir tahribata uğrattı.

EĞİTİM EMEKÇİLERİNİN EKONOMİK SORUNLARI

2025 yılı, eğitim emekçilerinin alım gücünün en dip noktayı gördüğü yıl oldu. Yoksulluk sınırının çok altında kalan maaşlar, artan kira maliyetleri ve hayat pahalılığı karşısında öğretmenler barınma ve beslenme gibi en temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldi.

Son yıllarda olduğu gibi 2025’te de öğretmenlerin toplumdaki saygınlığı ve mesleki itibarları ciddi biçimde erozyona uğradı. Ekonomik koşullar refah seviyesini düşürürken; maaş artışları artan yaşam maliyetlerini (barınma, gıda, ulaşım vb.) karşılamaktan uzak kaldı. Türkiye’de görev yapan eğitim ve bilim emekçileri, OECD ülkeleri arasında ekonomik, sosyal ve özlük haklar açısından son sıralarda yer almayı sürdürdü. Türkiye’de göreve yeni başlayan bir öğretmen on yıl önce maaşıyla 14 çeyrek altın alabiliyorken, 2025’te maaşıyla 5 çeyrek altın bile alamaz hale geldi.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNİN DEĞERSİZLEŞMESİ VE KARİYER BASAMAKLARI

Öğretmenlik Mesleği Kanunu (ÖMK) üzerinden dayatılan kariyer basamakları uygulaması, 2025 yılında öğretmenler arasındaki ayrışmayı ve hiyerarşiyi derinleştirdi. “Eşit işe eşit ücret” ilkesi fiilen ortadan kaldırılırken; öğretmenler uzman, başöğretmen ve aday öğretmen gibi kategorilere ayrılarak mesleki dayanışma parçalandı. Kariyer basamakları uygulaması öğretmenler arasında eşitsizlik ve ayrışma yarattı. Deneyim ve birikim göz ardı edilerek, öğretmenlerin mesleki gelişimleri ve hakları sınav sonuçlarına indirgendi.

2025 itibariyle MEB bünyesinde 1 milyon 34 bin öğretmen görev yaparken halen görev yapan Başöğretmen sayısı 249 bin 198, Uzman Öğretmen sayısı 66 bin 658. 2025 itibariyle toplamda kariyer basamaklarının ekonomik avantajlarından yararlanabilen öğretmen sayısı ise sadece 315 bin 856. Halen görev yapmakta olan öğretmenlerin üçte ikisi kariyer basamaklarının eğitim kurumlarında yarattığı ekonomik eşitsizlikler nedeniyle daha düşük maaş alarak mağdur edildi. Kariyer basamakları çok sayıda öğretmen arasında mesleki değersizleştirme anlamına geldi.

EĞİTİM DESTEK PERSONELİNİN SORUNLARINA ÇÖZÜM ÜRETİLMEDİ

2025 yılında yıllardır süregelen sorunlarına çözüm üretilmeyen bir kesim de eğitim destek personeli oldu. Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan Yardımcı Hizmetler Sınıfı (YHS) çalışanları, uzun yıllardır eğitim kurumlarının asli ve vazgeçilmez emekçileri olarak görev yapıyorlar. Eğitim kurumlarının düzeni, işleyişi ve güvenliği bu emekçilerin özverili çalışmaları sayesinde sağlanıyor. 2025 yılında eğitim destek personelinin, memur ve şeflerin özlük haklarında gereken düzenlemeler yapılmadığı için ciddi adaletsizlikler yaşandı.

Bugün YHS kadrosunda çalışan emekçilerin önemli bir bölümü; evrak takibi, öğrenci işleri, yazışmaların yürütülmesi, arşivleme, büro hizmetleri ve idari destek gibi doğrudan Genel İdari Hizmetler Sınıfı’nın (GİH) görev tanımına giren işleri yerine getiriyorlar. Buna rağmen hâlâ “yardımcı hizmetler” adı altında sınıflandırıldıklarından, görev ve sorumluluklarıyla uyumlu özlük haklarından mahrum bırakılıyorlar. Bu durum hem eşitlik ilkesine hem de işin niteliğine uygun sınıflandırma anlayışına açıkça aykırı.

YHS’de çalışan emekçilerin, fiilen GİH kapsamında görev yürüttükleri halde bu haktan mahrum bırakılmaları, uzun yıllardır süren bir mağduriyet yaratmaktadır. Bu mağduriyetin 2025 yılında sürmesi, sadece ekonomik değil; aynı zamanda çalışanların saygınlığı, motivasyonu ve kurumsal aidiyeti açısından da olumsuz sonuçlar doğurdu.

Eğitim kurumlarının etkin ve verimli işlemesi, sadece öğretmenlerin değil, tüm eğitim emekçilerinin hak ettiği koşullarda çalışmasına bağlıdır. YHS emekçilerinin GİH’egeçirilmesi yönünde atılacak somut bir adım; çalışanların motivasyonunu artıracak, kurumlarda işleyişin daha düzenli ve verimli olmasını sağlayacak ve yıllardır devam eden adaletsizliğin giderilmesine katkı sunacaktır.

“TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ” ANGARYAYI ARTTIRDI

Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’nin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte, öğretmenlerin üzerindeki idari ve bürokratik yük önemli ölçüde arttı. Öğretmenler, ders planlama, öğrenci gelişimini takip etme ve nitelikli değerlendirme gibi temel pedagojik süreçler için gerekli olan zamanı bulamamaktan şikayet etmeye başladı.

Merkezi sınavlarda görev alma, kapsamlı evrak işleri ve sayısız rapor hazırlama gibi angarya işler, pek çok branşta öğretmenlerin asli görevleri olan ders uygulamasını dahi ikinci plana itti. Öte yandan, okullarda yetersiz destek personeli (memur ve hizmetli) bulunması, öğretmenleri okulun fiziki düzeni ve idari işleyişi gibi doğrudan eğitimle ilgili olmayan görevlere katkıda bulunmaya zorlamaktadır. Eğitim dışı projelere katılım, tören ve sergi hazırlıkları gibi zorunluluklar da eklenince, artan iş yükü öğretmenlerin mesleki gelişimlerini olumsuz etkilemekte ve tükenmişlik sendromu yaşanmasına neden oldu.

ÖĞRETMEN AÇIKLARI VE ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLER

Türkiye’nin kanayan yarası olan “ataması yapılmayan öğretmenler” sorunu, 2025 yılında uygulanan tasarruf tedbirleri ve mülakat dayatmasıyla daha da kronikleşti. Yüz binlerce genç öğretmen atanmayı beklerken, MEB’in 2025 yılındaki yetersiz atama sayıları eğitim sistemindeki devasa öğretmen açığını kapatmaktan uzak kaldı. Okullarda yüz bine yakın öğretmen açığı bulunmasına rağmen, bu açık asgari ücretin altında çalıştırılan “ücretli öğretmenlik” gibi güvencesiz ve emek sömürüsüne dayalı yöntemlerle geçiştirilmeye çalışıldı.

Mülakat sisteminin bir torpil mekanizması olarak kullanılması öğretmen adaylarının emeğinin çalınması olarak sık sık ifade edildi. Ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı derin umutsuzluk, ekonomik sıkıntılar ve artan intihar vakaları, eğitim sisteminin insani boyutunu yitirdiğinin en somut kanıtı oldu. 2025 yılı, eğitim emekçilerinin güvenceli istihdam talebinin görmezden gelindiği, genç meslektaşlarımızın ise işsizlik ve güvencesizlik kıskacına mahkûm edildiği bir yıl olarak tarihe geçti.

MİLLİ EĞİTİM AKADEMİLERİ İLE ÖĞRETMEN YETİŞTİRME VE ATAMA SİSTEMİ DEĞİŞTİRİLDİ

1 Ocak 2025 tarihinde yürürlüğe giren Milli Eğitim Akademisi, Türkiye’de öğretmen yetiştirme ve istihdam sürecini kökten değiştirerek merkeziyetçi bir yapıya dönüştürdü. Resmi makamlarca öğretmen adaylarının mesleki yeterliliklerini artırma amacıyla kurulduğu iddia edilen bu yapı, gerçekte eğitim fakültelerini işlevsizleştirirken ve öğretmenlik mesleğini evrensel akademik ilkelerden kopararak “devlet memuru” kalıbına sıkıştırdı.

2026 YILINDA EĞİTİM HAKKI MÜCADELESİNİ BİRLİKTE BÜYÜTELİM!

Türkiye, eğitim sisteminin niteliği açısından OECD ülkeleri içinde en alt sıralardaki yerini koruyor. Eğitim alanı, 2026 yılında girerken ülkemizde derinleşen sınıfsal uçurumun ve sosyal eşitsizliğin en çıplak biçimde hissedildiği ana mecra olmayı sürdürüyor.

Eğitimde yıllardır biriken ve çözüm bekleyen yapısal sorunlar, Millî Eğitim Bakanlığı’nın önceliğinin sorunları çözmek değil, eğitim sistemini siyasal-ideolojik hedefler doğrultusunda yeniden biçimlendirmek olduğunu açıkça gösterdi. Eğitim kurumları hız kesmeden sürdürülen dinselleştirme ve ticarileştirme politikaları sonucunda, bilimsel bilgi üretim merkezi olmaktan çıkarılarak piyasacı ve ideolojik birer aygıta dönüştürüldü.

Bilimin rehberliğinden uzaklaşan, okul öncesinden yükseköğretime kadar her kademede inanç sömürüsünü referans alan ve piyasa ilişkilerine teslim edilen bir eğitim sisteminin genç kuşaklara sunabileceği hiçbir gelecek yoktur.

Eğitim Sen olarak, başta eğitim ve bilim emekçileri olmak üzere, ülkesinin ve çocuklarının yarınlarından endişe duyan tüm kesimleri 2026 yılında eğitim hakkı mücadelesini her zamankinden daha kararlı bir şekilde büyütmeye çağırıyoruz!15.01.2026

​Muhammet İKİNCİ

​ Şube Başkanı

Muhabir: Ömer Altıntaş