banner277

Ali Kemal Denizci: "Biz eskiden hep yanyanaydık"

Trabzonspor'un efsane isminden önemli açıklamalar.

Ali Kemal Denizci: "Biz eskiden hep yanyanaydık"

Trabzonspor'da Yönetim Danışmanlığı görevine getirilen efsane futbolcu Ali Kemal Denzici, kulüp dergisine verdiği röportajda önemli açıklamalarda bulundu.

İşte Ali Kemal Denizci'nin o röportajı...

Trabzonspor’da yeni bir yönetim, yeni bir başlangıç yapıldı. Neler düşünüyorsunuz, Trabzonspor nereye gidiyor?

Geçmişte çok hatalar yapıldı. Bu durumlara Trabzonspor’un düşmemesi gerekiyordu. Ama geçti, gitti. Bunları konuşmanın artık bir faydası yok. Trabzonspor’u yönetmek için şu anda taşın altına elini sokabilecek, paylaşımcı, aslan gibi arkadaşlar geldi. Krallık, tek adamlık yok, müthiş bir paylaşımcılık var. Fakat çok da büyük sıkıntılar var. Ben buradan bütün taraftarımıza seslenmek istiyorum:. Sabredip beklemek lazım! Şu anda başarı elde etmek, bu kadar sıkıntılarla, bu kadar büyük ekonomik zorluklarla çok zor. Ama bu zorluk belki de yarının Trabzonspor’unu inşa etmemizi sağlayacak. Trabzonspor taraftarı sabrederse, bu arkadaşlarla Trabzonspor doğru yolda gidiyor. Sabretsinler, iskelet kurulduktan sonra Trabzonspor şampiyonluğun en büyük adayıları olarak ortaya çıkacaktır. 

Siz de elinizden geleni yapmak için bu mücadelenin içinde yer aldınız… 

Belki Trabzonspor’un dışındaydık ama hep içindeydik. Trabzonspor’dan kopmamız veya ayrı düşmemiz mümkün değil. En azından fikirlerimizle, desteğimizle, dostluklarımızla dışında dahi olsak hep Trabzonspor’un doğrularını bulması için çalışıyorduk. Yapabileceğimiz ne varsa, nerelerde faydalı olabilirsek yapmaya gayret edeceğiz. Trabzonspor’un ihtiyacı olan ne ise oradayız. 

Teknik Direktörü Ünal Karaman hakkında ne düşünüyorsunuz?

Teknik anlamda çalışan kardeşimiz Ünal Karaman, daha önce talebeliğimi yapmış, çok memnun olduğum ve fikirlerine, dik duruşuna hasta olduğum bir kardeşimiz. Bazı eleştirilere maruz kalmaması için fikirler veririz, konuşuruz, hasbihal ederiz, ona moral veririz.  Ama bunun dışında bizim asıl görevimiz sosyal ilişkiler. 

Trabzonspor size göre nasıl başarılı olur?

Ben hep şunu söylüyorum; Türk futbolcularından kurulan bir iskeletin olmadığı sürece, bilhassa Trabzonspor’da küçük küçük başarılar elde edilir. Bunlar sadece senin altyapında olanlardan değil, Türkiye içinden veya dünyanın herhangi bir yerinden Türk futbolculardan kurulan bir iskelet ilk hedefin olması lazım. 

Yani; Yusuf ve Abdulkadirlerin çoğalması şart...

Yusuf ve Abdulkadir çok özel çocuklar. Sadece futboluyla değil, onları dışarıdan da çok seviyorum. O çocukların şımaracağını veya farklı bir dünyayı yaşayacağını düşünmüyorum. Onlar hakkında çevremden tarafından hep iyi yönde mesajlar geliyor. Şu anda sadece Trabzonsporluları değil, tüm Türkiye’yi heyecanlandırıyorlar. Onlara Türk futbolunun teşekkür borcu var, onları el üstünde tutma borcu var. Herkese örnek oldular. Bu çocuklar; yetenekleri olmasına rağmen tesadüfi buralara geldiler, şans eseri oynatıldılar. Yoksa onlar da kaybolup gidebilirdi. 

Kaybolmamaları için ne yapmak lazım? 

Özellikle Ünal Karaman ve arkadaşlarına Abdulkadir ve Yusuf konusunda çok iş düşüyor. Bu tip oyuncuları cesaretle oynatmak da ayrı bir meziyettir. Yetenekleri vardır; ama yukarıda oynatılmaz, o zaman bir anlamı olmaz. Verilir kiraya, yok olup gider. Ben mesela doğru zamanda çok iyi bir tercih yaptığım için kazandım. Belki de zamanında Kayserispor’a gitseydim - ki anlaşmıştım ve gidebilirdim - orada belki de kaybolup gidecektim. İstediğim düzeni, arkadaş ortamını bulamayacaktım ve yok olup gidecektim. Mesela Fenerbahçe’de istediğim futbolu oynayamadım. Kıskançlıklar, kulübün yapısı vesaire alışamadım. Bu tür olaylar olabilir. Altyapımızdan çıkan futbolcular üste taşındığı zaman onlara inanmak, cesaretle güvenmek lazım. Gelen bu yönetimle beraber, hocasıyla da beraber bu yönde başarılı olacaklarını düşünüyorum. Çok güzel bir paylaşım ortamı var, keşke bunları daha önce yapabilseydik. 

Yusuf ve Abdulkadir’e bir ağabey tavsiyeniz var mı?

Futbolcunun bir kendi karakteri vardır, bir de saha içinde ortaya koyduğu futbol karakteri. Ben dışarıdan gördüğüm kadarıyla çok uyumlu, çok farklı çocuklar. Şımaracak veya farklı yollara gidebilecek bir yapıları yok. Şu anda bu çocuklar bu yaşta Türkiye’nin kralı oldular, Milli takımın değişmezi olacaklar. Belki de Türkiye’nin bu yıl hakiki 1 numarası olacaklar. Onlar bizim evladımız, onları çok farklı biçimde bağrımıza basıyoruz. 

Şöyle bir durum var; takımın bazı as elemanları karşısında, hayranlık duyduğu bazı futbolcular karşısında çocuklarımız pasivize olabilir. Tam istediğini yapamayabilirler. Çalımı atmış, inandığı anda şut atacağı zaman ‘’Ya atamazsam o abim kızarsa, ona vereyim pası’’ dediği anda hem Trabzonspor kaybeder; hem de kendi kaybeder. Daha önce bunları gördüm, yapıldı. Şimdi bunları aştılar zannediyorum. Bu yıl çok daha farklı bir Yusuf ve Abdulkadir izleyeceğimizi düşünüyorum. 

Biraz da eskilere gidelim. Bugün baktığınızda futbola dair en çok neyi özlüyorsunuz?

En çok şu tesislerdeki güzellikleri özlüyorum. Biz futbol oynarken böyle bir tesis görmedik. Şu çimleri, bu yeşillikleri hiç görmedim. Bir tek yeni nesilde kıskandığım budur. Yoksa para, pul, şu şunu almış, bu bunu almış diye hiç düşünmem. Hiç gözüm arkada kalmadı… En iyi dönemleri yaşadım, en güzel günleri gördüm. Başbakanı tanımazlardı, Cumhurbaşkanını tanımazlardı Ali Kemal’i tanırlardı. Çok farklı bir dünya yaşadık. Ama çamur, batak sahalarda oynadık, tesis yüzü görmedik. Eskilere baktığımda gözüm hiç arkada değil; ama bu sahalarda oynayan insanları kıskanıyorum. Çünkü biz oynayamadık, caddelerde koştuk. Ama bu güzel günleri yaşarken hiç kimsenin gönlünü, kalbini kırdığımnı hatırlamıyorum. Hiç kimse bana gelip de ‘’Sen beni azarladın, sen bana şöyle kötülük yaptın’’ demedi. Bunları düşününce diyorum ki ‘’E ben de fena çocuk değildim, iyiydim’’. O şatafat içinde hiçbir zaman kasılmadım, insanlara farklı bakmadım, hep hayata güzel baktım. Şu anda da öyle bakıyorum. Belki yatım, katım yok ama güzel bir kalbim var, o da bana yetiyor. 

Futbolcuyken ‘’keşke’’ dediğiniz bir konu var mı?

Ben kendimi övmeyi seven biri değilim; ama iyi futbolcuydum. Maçta bana rakipten özellikle adam verirdiler. Nereye gitsem benimle gelirdi. Hatta saha içindeyken bana iki kişi bile yetmiyordu. Hele ki kademesi yoksa bunların, ‘’Üüçüncüsü, dördüncüsü gelsin’’ derdim. Allah’ın verdiği bir özellikti, çabukluk vardı, viteslerim iyiydi. Bu Allah vergisini iyi kullanmaya çalıştım. Altyapılar görmemiştik biz, Allah vergisiyle bir yerlere geldik. Ben hiç Genç Milli, Ümit Milli olmadan A Milli Takıma gittim. Ama futbolcuyken biraz daha zeki olabilirdim. Saha içinde, futbol zekâmı biraz daha farklı kullanabilirdim. O çalımları, farklı yerde atabilirdim. Bazen ‘’Keşke futbol aklımı daha iyi kullansaydım’’ diyorum. 

Çalım atarken meşhur olmuş bir ‘’horon’’ hikâyeniz var… Bir de sizden dinleyelim. 

Biz öyle bir ekiptik ki, bizi yenmek diye bir şey yoktu. Biri gelecek de bizi yenecek diye hiç düşünmezdik. Sahaya çıkardık, ‘’Bunlara 3 atalım, şunlara 5 atalım’’ derdik. Maç 2-0 olduğunda taraftarın benden talebi olurdu. Tribünlerden ‘’Ali Kemal, Ali Kemal’’ diye bağırırlardı. Yani ‘’Hhorona başla’’ derlerdi. Ben de topu alınca, rakiple aramızdaki mesafeye atardım. Rakip gelene kadar horona başlardım. E tabi seyirci sevinirdi... Ama bir gün Göztepe’de bir ağabeyimiz maçtan sonra bana, ‘’Bak Ali Kemal, yapma! Büyük futbolcusun, daha da büyüyeceksin ama böyle yaparsan küçülürsün. Yarınlarda birileri de seninle alay eder’’ dedi. Ondan sonra o işi bıraktım, bitirdim. Zaten benim Yattara tipi çalımlarım yoktu. Süratim vardı. İskender gibi de değildim, sadece hızlıydım. 

Peki; Fenerbahçe’ye transferiniz… Neler hissettiniz o gün? 

Bir rivayet var… Benim, Şamil Ekinci’ye ‘’Başkanım beni bırak da, biraz para kazanıp döneyim’’ dediğim söyleniyor. Kesinlikle yanlış, ben gitmek istemiyordum. Hatta o dönemler bana Almanya’dan bir teklif geldi. O yıl Cruyff’un değeri 11 mMilyon lira civarındaydı’du. Trabzonlu Ali Kemal nerede, Cruyff’ nerede… Şamil abi beni satmamak için 10 mMilyon istedi. Zaten gitmek gibi bir duygu benim ruhumda yok. Ben Trabzonspor’dan gitmek istemedim. Beni para için sattılar. Fenerbahçe, parayı önüme peşin koymasına rağmen imzayı atmadım, gittim bir saat ağladım. Onlar da şaşırdı, ‘’Parayı önüne koyduk, nasıl imzalamaz?’’ diye şaştılar. Görüşmeler sürerken dışarı çıktım, ‘’Beni bir saat bekleyeceksiniz!’’ dedim. Gitmemek için çırpınıyorum ama ne yapalım, kulübüm beni gönderiyor. Paraya ihtiyaçları var, benimle bütçeyi tamamladılar. Bir saat gezdim. Uzun Sokak’ta, caddelerde… Yürüdüm, durdum, düşündüm, hıçkırdım, ‘’Llanet olsun’’ dedim. Ergun Kantarcı bana, ‘’Seni istemeyenlerin yanında senin ne işin var’’ dedi. Aslında belki de konuşma olmasaydı benim niyetim kesinlikle kalmaktı. Taraftar yürüyüşteydi, ‘’Gitmiyorum, burada kalıyorum’’ deseydim, belki yönetim istifa etmek mecburiyetinde kalırdı. 

O sürece dair bir pişmanlığınız var mı? 

Benim de orada bir yanlışım olmuştur. O insanlar orada yürürken ben transfer için masadaydım. Para önümde, oturuyorum. Hâlbuki ‘’Gidin o halka bakın, ben imzayı atmıyorum. Yarın görüşelim!’’ de diyebilirdim. O andaki hırsım, heyecanım önüme geçti. Daha farklı dik durabilirdim. Şimdi olsa, ‘’Başkan da benim, yönetici de benim hepiniz istifa edin’’ diyebilirdim o zamanlar. Çok sevilen bir ortam vardı. Zaten bende şeytan tüyü vardı. Hangi takımda olsam sevdiler beni; ama ben farklı takımları sevemedim. 

Sizinle beraber gidenler de vardı… 

Kadir Özcan, Bekir Barçın ve Cemil Usta… Bu isimler kesinlikle göndereceklerdi. Ali Kemal’e halk tepki gösterir diye karar yönetime sunuldu. 8’e karşı 9 oyla kaybettim. Rahmetli Süha Akçay’a da sordum, ‘’doğru mu’’ diye? Doğruladı, ‘’Evet, hatta ben oyumu sana verdim’’ dedi. Yönetimin Cemil’den para kazanma durumu yoktu. Kadir’den, Bekir’den de beklentileri yoktu.

banner215
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner160

banner273