banner277

Türk Dili Atatürk’ün Gayretleri İle İlerlemiştir

Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken iki sağlam temel belirlemiştir. Bunlar; dış siyasette ‘’Bağımsızlık’’, iç siyasette ‘’Halkçılık’’tır. Bu iki temel Anayasamızda ‘’Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’’ sözüyle yer almaktadır. Bir ulusun kayıtsız şartsız egemen olması ise siyasette, ekonomide, dilde bağımsız olması demektir. İnsan topluluklarına ulus olma niteliği kazandıran en önemli öğe dildir. Onun bağımsız olması, düşüncelerin bağımsız olmasıdır. Bağımsız düşünebilen insanlardan oluşan bir ulus elbetteki sömürüye başkaldıran, özgürlüğe tutkun bir ulus olacaktır. Bu konunun önemini çok iyi bilen Atamız ‘’Bağımsızlığını ve istikbalini kazanmış olan Türk Milleti dilini de yabanı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır’’ der. Der ve bu konuda önderlik de yapar. Türk Dil Kurumu onun bu düşüncesinin ürünüdür. Bu emanete şimdilik ihanet edilmiş olsa bile, gerçek değişmez. Türk dili, Atatürk’ün gayretleriyle bu günlere gelebilmiştir. Emperyalizm etki ve egemenlik altına almak istediği ülkeleri her türlü duygu, düşünce, kültür, dil, sanat, yaşayış öğelerinden oluşan kültürünü etki altına almaya çalışır. Bunu yoğun olarak ülkemizde de görmekteyiz. Kültürümüzün temeli dildir. Dilini yitiren; kültürünü, kimliğini de yitirir. Herhalde hepimizi rahatsız etmektedir: artık caddelerimizde büyük, küçük tüm alışveriş yerler yabancı, çoğunlukla İngilizce adlar taşımaktadır. Buna bir de son yıllarda büyük bir sorumsuzlukla Arapça yazı ve tabelalar eklenmiştir. Devletler ulusal dilleriyle vardır. Bir Ülkeyi, silahsız süngüsüz ele geçirmenin yolunun, o ülke insanındaki dil ve tarih bilincini, ulusal yargı birliğini, ulusal ekonomi anlayışını yok ettikten sonra açılacağını artık anlamalıyız. Dilimizdeki ve bununla birlikte kültürümüzdeki yozlaşmaya karşı mücadele bu ülkedeki her siyasetçinin, dil bilimcinin, her eğitimcinin, her basın mensubunun, her demokratik kitle örgütünün her işyeri sahibinin başta gelen görevi olmalıdır. Dilimizi etkileyen başta kitle iletişim araçlarının, alışveriş merkezlerinin ve diğer ticari kuruluşlarının isimlerinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Türkiye Cumhuriyetinin her vatandaşı Atatürk’ün şu vasiyetini anımsamalıdır: ‘’Bakınız arkadaşlar, ben çok yaşamam. Fakat siz ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük uygarlığa ancak bu yolla ulaşabilir.’’ Atatürkçü Düşünce Derneği Trabzon Şubesi olarak dilimiz, dolayısıyla geleceğimiz için önemli gördüğü bu konuda herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz. 1932 yılında ilk Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül ‘’Dil Bayramı’’ Türk Ulusuna kutlu olsun. ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ TRABZON ŞUBESİ YÖNETİM KURULU adına Şube Başkanı Cemal VEREP

Türk Dili Atatürk’ün Gayretleri İle İlerlemiştir

Türk Dili Atatürk’ün Gayretleri İle İlerlemiştir 

Atatürk ve arkadaşları Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken iki sağlam temel belirlemiştir. Bunlar; dış siyasette ‘’Bağımsızlık’’, iç siyasette ‘’Halkçılık’’tır. Bu iki temel Anayasamızda ‘’Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’’ sözüyle yer almaktadır. Bir ulusun kayıtsız şartsız egemen olması ise siyasette, ekonomide, dilde bağımsız olması demektir.

İnsan topluluklarına ulus olma niteliği kazandıran en önemli öğe dildir. Onun bağımsız olması, düşüncelerin bağımsız olmasıdır. Bağımsız düşünebilen insanlardan oluşan bir ulus elbetteki sömürüye başkaldıran, özgürlüğe tutkun bir ulus olacaktır.

Bu konunun önemini çok iyi bilen Atamız ‘’Bağımsızlığını ve istikbalini kazanmış olan Türk Milleti dilini de yabanı dillerin boyunduruğundan kurtaracaktır’’ der. Der ve bu konuda önderlik de yapar. Türk Dil Kurumu onun bu düşüncesinin ürünüdür. Bu emanete şimdilik ihanet edilmiş olsa bile, gerçek değişmez. Türk dili, Atatürk’ün gayretleriyle bu günlere gelebilmiştir.

Emperyalizm etki ve egemenlik altına almak istediği ülkeleri her türlü duygu, düşünce, kültür, dil, sanat, yaşayış öğelerinden oluşan kültürünü etki altına almaya çalışır. Bunu yoğun olarak ülkemizde de görmekteyiz.

Kültürümüzün temeli dildir. Dilini yitiren; kültürünü, kimliğini de yitirir. Herhalde hepimizi rahatsız etmektedir: artık caddelerimizde büyük, küçük tüm alışveriş yerler yabancı, çoğunlukla İngilizce adlar taşımaktadır. Buna bir de son yıllarda büyük bir sorumsuzlukla Arapça yazı ve tabelalar eklenmiştir.

Devletler ulusal dilleriyle vardır. Bir Ülkeyi, silahsız süngüsüz ele geçirmenin yolunun, o ülke insanındaki dil ve tarih bilincini, ulusal yargı birliğini, ulusal ekonomi anlayışını yok ettikten sonra açılacağını artık anlamalıyız. Dilimizdeki ve bununla birlikte kültürümüzdeki yozlaşmaya karşı mücadele bu ülkedeki her  siyasetçinin, dil bilimcinin, her eğitimcinin, her basın mensubunun, her demokratik kitle örgütünün her işyeri sahibinin başta gelen görevi olmalıdır. Dilimizi etkileyen başta kitle iletişim araçlarının, alışveriş merkezlerinin ve diğer ticari kuruluşlarının isimlerinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Türkiye Cumhuriyetinin her vatandaşı Atatürk’ün şu vasiyetini anımsamalıdır: ‘’Bakınız arkadaşlar, ben çok yaşamam. Fakat siz ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmesi yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük uygarlığa ancak bu yolla ulaşabilir.’’

Atatürkçü Düşünce Derneği Trabzon Şubesi olarak dilimiz, dolayısıyla geleceğimiz için önemli gördüğü bu konuda herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz.

1932 yılında ilk Türk Dili Kurultayı’nın açılış günü olan 26 Eylül ‘’Dil Bayramı’’  Türk Ulusuna kutlu olsun.

                                                              ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ TRABZON ŞUBESİ 

                                                               YÖNETİM KURULU adına Şube Başkanı Cemal VEREP

banner215
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner160

banner273